10 11 2009

Robert Enke Hayatını Kaybetti...

Futbolun lafı boğaza düğümlediği anlardan birini daha yaşıyoruz, gece vakti aniden Robert Enke'nin ölüm haberi yayıldı kulaktan kulağa. Bir tren kazasında hayatını kaybettiği açıklandı önce, polis ise sıradan bir kazadan ziyade intihar ihtimaline ağırlık veriyor. 29 yaşındayken kızını kaybeden bir insanın psikolojisinin normal olması düşünülemezdi de, futboldan ve dünyadan bu şekilde silinip gitmesi olmadı.. Akılların bir köşesinde Fenerbahçe'nin 3-0 kaybettiği İstanbulspor maçının ardından 1 haftada Türkiye'den apar topar yollanması ve kaçıp gitmesiyle yer edecek. O gün sabredilmeyen Enke daha sonra yılın kalecisi ödülü alacak bir performans sergilemişti. Belki o İstanbulspor maçı Volkan Demirel'in de kaderi oldu, Enke'ye o dönem sabredilse muhteşem performansını Türkiye'de gösterecek ve Volkan'ın önü hiç açılmamak üzerek kapanacaktı belki de..

Nereden nereye geldik bir anda, hafıza tazeledik biraz ama bu şekilde olmamalıydı bu, neşeli bir haberle de eski günleri anabilirdik..

Ne Türkiye'de ne de sonrasında mutlu olamamışsın belli ki, en azından gittiğin yerlerde mutlu ol Enke...

AH BE HERİ !

SENİ DAHA BİZİM OLMADAN, ELLERİNKEN SEVDİK
SENİN ATTIĞIN GOLE, SIRF SEN ATTIN DİYE SENİN KADAR SEVİNDİKSONRA KIRMIZI FORMAYI GÖRDÜK ÜSTÜNDE, OLUR DEDİK KENDİ KENDİMİZEYENGEYLE GÖRDÜK SENİ, MAHALLEDEN ARKADAŞIMMIŞ GİBİ; "OOO YAKIŞIR HERİMİZE" DEDİKGÖREVİNİ HER YAPTIĞINDA, HAYAL KURDUK
BİR GÜN BİZE DE "RAHAT OLUN" MESAJI VERİRSİN BELKİ DİYEGÜLDÜN BE HERİ, BİZİ DE GÜLDÜR İSTEDİK"HERİ GELDİ HERİ" DEDİLER, GÖZLERİMİZE İNANAMADIKBİZE DE GÜLMEYE BAŞLADIN HERİ
BİZ DE GÜLÜMSEMEYE BAŞLADIK SAYENDE"İŞTE BU" DEDİN BİZE HERİ BİZE BAKIP
BİZ DE "İŞTE O" DEDİK SENİ GÖSTERİPTURUNCUNUN YERİ AYRI OLSA DA HERİBEYAZ ŞORTLA PARÇALI SANA ÇOK YAKIŞTITAKIM ARKADAŞLARINI SEVMENİ SEVDİK
NE KADAR SEVİLDİĞİNİ GÖRDÜKÇE
SENİ DAHA ÇOK SEVDİKŞUT ÇEKERKEN VÜCUDUNUN ALDIĞI ŞEKLİ SEVDİKO ŞUTLARDAN SONRA BİZE KOŞUŞUNU SEVDİKO ŞUTLARINI SEVDİK, GOL OLSA DA OLMASA DA
GOL OLUNCA "GOL" DİYE BAĞIRMADIK
ADINI BAĞIRDIK HER YERDEPAS ATARKEN, OYUN KURARKEN AZMİNİ SEVDİK
FUTBOLA YENİ BAŞLAMIŞ GİBİ OLMANIGERÇEĞİ ÖNCEDEN BİZE SÖYLEMENİ SEVDİK
GEÇ FARKETSEKTE, ARTIK BİLİYORUZYAŞLANDIK BE HERİ, BERABER AĞARDI SAÇLARIMIZ
SENİNLE BÜYÜDÜK
ADAM OLMANI, İNSAN OLMANI SEVİYORUZ HERİ
SANA "DADDY COOL" ŞARKISINI SÖYLEMEYİ SEVİYORUZSEN DE BİZİM GİBİ OLUYORSUN BE HERİ
BİZİM GİBİ ÇÖMELİYORSUNARTIK SEN DE BİZİM GİBİ YAŞIYORSUN
"ŞU FINDIK KURDU SABRİ, O DEVE GİBİ ADAMI NASIL DEVİRSİN HOCAM"
DİYORSUN YA
İŞTE O AN DAHA Bİ SEVİYORUZ SENİSADECE BİZ DEĞİLİZ HERİ,
KIZLAR DA SENİ ÇOK SEVİYORSENİ ŞU HALİNLE ALIP SARIP SARMALAYACAK BİR ÇOK KIZ VAR HERİ
HERİ BİR DE SİNEM VAR HERİ
UZAK DUR ONDAN HERİ, YER SENİ HERİ
GİTME BE HARRY KEWELL,
ÇOK SEVDİK SENİ...
BİZİM OLMANI SEVDİK,
BİZE KOŞMANI...

SENİ GÖRMEYİ SEVDİK,
"HARRY HARRY KEWELL" DİYE BAĞIRMAYI SEVDİK "DADDY COOL" MELODİSİYLE
GÜLÜMSEMENİ SEVDİK.

Futbol Yerine Oynanan Sokak Oyunları : Tornet

Simit ve Yağlı Kayış gibi iki psikopat oyundan sonra bu sefer konumuz çocukluğumuzun oyuncağı. Tornet her ne kadar oyun olmasa da, sürerek yapılan yarışlar da başımıza güneş geçmesine vesile olmuştur. Bazı yörelerde Bilyalı olarakta bilinir.

Tornet zamanına göre ucuz ama herkesin sahip olamayacağı bir oyuncaktı. Neden bilmem ama zamanında mıknatıslar,misketler nasıl değerliyse, bu rulmanlar da öyle değerliydi. Ya da çocuğuz diye öyle geliyordu.

O zamanlar akülü araba sadece hayallerimizdeydi, TRT'de Atlı Karınca dizisinde görmüştüm ben sadece. Pedallı arabaya ise çok çok sonra sahip olmuştum. Şimdi günümüzün parasıyla 50-100 TL civarı pedallı arabalar, akülüler ise 250-300 TL'den başlıyor. 80'ler işte, elektronik cihazlar çok pahalıydı, babam Renault 12 parasına bir VHS video almıştı ki çalışmasa bile hala duruyor ibret olsun diye. Renault 12'yi alsa en kötü haliyle bile şu anda 2500-3000 TL ediyor olacaktı. Bütün bunlara rağmen Snickers adlı çikolatanın da kendimi bildim bileli 1 TL / 1 Milyon olması da beynimi sulandıran bir başka nokta.

Neyse, konuyu 80'lerde çocuk olmaya bağlamadan tornet'e geleyim.
Tornet 3 ya da 4 rulmandan oluşan bir araçtı. Arka tarafa takılanlar küçük, ön taraftakiler büyük olmalıydı (bkz. ergonomi). Düz bir tahta tablanın altının ön ve arkasına dingil mahiyetinde birer tahta çubuk yerleştirilir. Arkadaki tam sıfırlanarak sağına ve soluna rulmanlar çakılır. (Erkek çocukların çoğu çivi çakmayı tornet yaparken ya da tamir ederken öğrenmiştir, tıpkı saatçi tornavida kullanmayı C64'te kafa ayarı yaparken öğrendikleri gibi). Ön dingilin ortasına yerleştirilen rulmanımızla 3 tekerli tornetimiz hazır olur. Yalnız ön dingil biraz daha uzun olur, yanlara taşar ki, ayaklarımızı o çıkıntılara dayayıp yön verme işlemini yapabilelim. Buna alternatif olarakta ön dingilin uçlarına ip bağlanarak, ata biner gibi ipi çekerek yön verilen tornetler vardı. Hiç kanım ısınamamıştı onlara. Her ne kadar özümüzde At-Avrat-Silah denilse de, otomobil sürme hayali çocuk bedenime işlemişti. Köye gidince ata, eşşeğe biniyorduk. Araç sürmeliydik! Ön dingile de 2 rulman yerleştirilip, yön verme işlemi sadece dingilin ortasından tablaya sabitlenince de 4 tekerlekli tornetimiz hazır olurdu. Darbeler genellikle önden olduğu için bu modeller sağlıksızdı, araç çok çabuk hasar görüyordu. Ortada tek rulmanlı modeller daha uzun süre gidiyordu.

Tüm bunlara ek olarakta arka rulmanlardan birine (tercihen sağ) dik gelen bir tahta çubuk takılır ve bu da sözüm ona el freni yerine geçerdi.

Yokuş bir yer bulunur orada yarışılır, yokuş bulunamazsan arkadan birisi ittirir, oturanların kontrolünde yarışılır. Hatta ittirecek kimse bulamayınca tornetler boş olarak ittirilip bile yarışılır. Yeter ki macera olsun.

Arkadan ittirenleri düşürmeye çalışmak işin en zevkli yanlarından biriydi. (Evet burada da bi psikopatlık buldum). Arkadan ittiren kişi iyice hızı vermiş, kendini coşkuya kaptırmış durumdadır. Bu esnada siz kontroldeyseniz, tornetinizi aniden sola ya da sağa kırmanızla birlikte sizi ittiren kişinin yere kapaklanmasını izlemek büyük bir zevk olabilir. Dikkat edilmesi gereken nokta ittiricinin sizi de alıp götürmemesidir. Bu yüzden omuzlardan tutup ittirenler yerine, sırttan tam destekle ittirenlere yapılması tercih sebebidir.

Tornet keyifli ve güzel bir araçtı bizim için. Kimimiz kendisi yapmıştı, kimimiz sadece bakımlarını(rulmana ya da dingile bir çivi çakmak, fren eskidiyse freni değiştirmek). Tamamiyle sahiplenmiştik o yaşlarda. Bisiklete bile arada annemiz, babamız biniyordu ama tornete binmiyorlardı çünkü bizimdi.

Bizler için her ne kadar keyifli olsa da, bizim sokağın köşesindeki doberman amca için öyle değildir. Doberman amca adını bilmediğimiz, köpek sahibi bir amcaydı. Çoluğu çocuğu yoktu, misafiri gelmezdi. Mahalle çocuklarının korkulu rüyasıydı. Evden ara ara köpek sesleri gelirdi ve biz kendi kendimizi o köpeğin doberman olduğuna inandırmıştık(o zaman en tehlikeli köpek diye biliyorduk). Ama köpeği gören yoktu işte. Görmediğimiz bir köpeğe sahip olduğu için adamdan korkuyorduk. Biz ne kadar korkuyorsak, o da bizim tornetlerimizin seslerine bir o kadar deli oluyordu. Gerçi tornetin sesi de mübarek Doğu Ekspres gibiydi. 3-4 tanesi aynı anda hareket ettiği zaman ufak çaplı bir F-16 sesi çıkıyordu. E adam da yaşlı rahatsız oluyordu doğal olarak. Bir türlü çözüm bulamamıştık şu ses olayına. Aklımız sıra rulmanları yağlıyorduk ses çıkmasın, yağ gibi kaysın diye. Ama nerden bilelim biz o sesin rulmanın asfalttan çıkardığı ses olduğunu ? Rulman dönüyordu, sesin onun içinden gelmesi lazım. Yağla babam yağla..

Bir arkadaşımla 1 kilo sıvı yağ harcadık 2 tornet için, hiç bir fark olmadı ama kendimizi kandırdık:
- "Biraz azaldı demi lan?"

+ "Azaldı oğlum tabi"

Hani bunları yazarken duygusala bağlamayayım, sadece hatırlatıp geçeyim diyorum ama olmuyor.

Yazım için tornet fotoğrafı ararken gördüm bu yeni model tornetleri... İnsan buna tornet ismini koyarken utanır. İnsan kendi çocukluğundan utanır da, yine de bu yandan yemiş alete tornet demez.

Hazır duygulanmışken bir de toplumsal bir yaraya dikkat çekeyim.
Elin oğlu Go-Kart'a giderken, biz tornetimize çivi çakıyorduk, rulmanlar eskiyince babamıza yalvarıyorduk yenilerini alsın diye...
Adamlar kayak takımları ve giysileriyle kayak yaparken, biz muşambaları altımıza koyup kıçımızın üzerinde tepeden aşağı kaymaya çalışıyorduk ya da leğenle yuvarlanıyorduk.

Sonra tabi bizden çıkmaz dünyaca ünlü pilotlar, kayakçılar. O kayakla yaptıkları yarışmaları leğenle yapsalar sanmıyorum ki diğer ülkelerin pek şansı olsun.


Futbol Yerine Oynanan Sokak Oyunları : Simit
Futbol Yerine Oynanan Sokak Oyunları : Yağlı Kayış

Yine Aylardan Kasım, Yine Ayın 10'u...

Galatasaraylı için "10" sayısının anlamı derindir, kalplerin en güzel, en sevilen yerinde 10 numara yatar, 10 sayısı güzeldir, 10 sayısı efsanedir, 10 numara demek "biz" demektir..

Ancak "10" her zaman güzel olamıyor işte, daha önce 70 defa olduğu gibi, bugün de 71. kez "10" yüzümüzü güldüremiyor..

Galatasaray'a böyle tapıp da 10'dan nefret eder mi insan ? Ediyor işte.. Formanın sırtında gururla taşınan "10" aylardan Kasım olduğu zaman anlamsızlaşıyor, kaybolup gidiyor..

10 olmasa başka bir şey olacaktı, hiç istemesek de elbet 365 günün bir tanesi kara olacaktı, kötü olacaktı.. Ama Galatasaraylı'ysan ve işin içinde "10" varsa daha garip oluyor.. Her gün baş tacı ettiğin 10 bu gün geldiği zaman gözleri dolduran 10'a dönüşüyor...

--


(edit: Koç Holding'in hazırladığı, gazetenin arka sayfasında gördüğüm şeyi bloga koymadan edemedim. franchi geceden anmış, ben de ayrı bir başlık açmayayım buraya ekleyeyim dedim .

Animasyonlu hali için buraya : http://www.koc.com.tr/1938/default2.aspx

os)

09 11 2009

Fransa'da Gol Olmuyor(!)

Böyle bir maçı hayatım boyunca bir daha izleyebilir miyim bilmiyorum.. Bu maçın oynandığı anlarda yeryüzünde bulunduğum için çok şanslıyım, şanslıyız.. Buraya bunları yazarken maçın üzerinden 2 saat geçti ama heyecanı hala içimde, aklımdan gitmiyor 5-4 ve 5-5'teki şok anları.. Ne Fransa Fransa olalı, ne de Gerland Gerland olalı böyle bir maç görmemiştir, bir daha görülmez, görülemez..

Başka yapacak yorum bulamıyorum ama şunu eklemem lazım, bu maç hakkında gördüğüm en güzel yorum bu şimdilik. Anlık olarak böyle güzel bir tepki verilemezdi : http://twitter.com/zoban/status/5541833060

08 11 2009

Eve Dönme Zamanı : Diyarbakırspor 1-2 Galatasaray


Fenerbahce deplasmanindan sonra gelen asiri ve bir o kadar gereksiz moral cokuklugunu seri galibiyetlerle atlatan Galatasaray belki de bu yolda en guzel 3 puanini aldi bu aksam.. İkisi lig biri Avrupa biri Turkiye Kupasi'nda gelen bu 4 galibiyet takimin yarisi oldugu iddia edilen Keita ve Baros'un yoklugunda elde edilince sistemin ne guzel bir sey oldugunu bir kez daha anliyoruz sanirim..

Acikcasi mac o kadar da guzel baslamadi Galatasaray acisindan.. İlk 15 dakika kaleye adam gibi bir sut gitmemesi, suttan ziyade herhangi bir hucum organizasyonuna dahi girilmemesi "eyvah puan kaybi" psikolojisine soktu bizleri.. Ustune gelen gol isin tuzu biberi olmasina karsin, mac sonu Rijkaard'in da dedigi gibi Galatasaray icin bir uyanma golu oldu adeta.. Bundan sonra oyunu Diyarbakir yari sahasinda oynamaya basladi Galatasaray.. Guzel bir ceza sahasi ici organizasyonu ve Sabri'nin gelisine duzgun sutuyla belki de Diyarbakirspor'u ilk yarida bitiren gol Sabri'den geldi.. Soyunma odasina 1-0 maglup girseydi Galatasaray isler Kasimpasa macina donebilirdi.. Ayni zamanda Diyarbakirsporlu oyuncularin da kafalarindaki planlar tamamen degismis oldu.. Bugun bir cok faktor Galatasaray'in lehine gelisti bana gore saha icinde.. Ozellikle gollerin dakikasi Diyarbakir acisindan yipratici oldu..
İkinci yari yine yavastan Diyarbakir yari sahasina yikilirken, yine kritik bir dakikada Arda ile golu buldu Galatasaray ki bu golun %50'sinden fazlasi Harry Kewell'a ait.. Top Galatasaray ceza alaninin oralarda dolasirken ileri pas oynayarak takimi ataga cikaran Kewell.. Yine Diallo yerdeyken tek top oynayarak Arda'yi gol pozisyonuna sokan Kewell.. Bu sene attigi goller bir yana saha ici zekasiyla resital sunuyor Galatasaray taraftarlarina.. Rijkaard ve Kewell'in Galatasaray icin mucadele etmesi bazen cok gurur veriyor bana.. Sanirim tum Galatasaray taraftarlari icin gecerli bu durum..

Gol disinda macin kader ani olarak 2 pozisyon var mac icinde.. Biri Baris'in -her ne kadar ilk sari karti bana gore haksiz olsada- sari karti varken topa elini uzatmasiydi, son derece sorumsuz bir hareket.. Hele ki son maclarda yeni yeni takima girdi Baris ve hala fark 1 gol oldugu icin iki kere sorumsuz bir hareket.. Linderoth'un oyuna girisi ve Diyarbakir'in kapasitesi bu hatayi bugunluk ortbas edebilir ama Rijkaard'in bunu es gececegini zannetmiyorum.. Diger bir kirilma noktasi 86'da kullanilan kornerde alti pas icinde kacan Diyarbakir golu.. Galatasaray 10 kisi kaldiktan sonra hakli olarak skoru korumayi dusundu ama bana gore biraz fazla geriye cekildi.. Bu dakikada Mendoza alti pastan o topu iceri atsa Galatasaray'in tekrar skoru lehine cevirebilecegini hic zannetmiyorum.. Gerecekten tam bir sans aniydi..

Mactan sonra Sener Askaroglu hakemleri konusmak istemiyoruz basligi altinda tam 20 dakika hakemden veryansin etti.. kendisinin ilk sari kartinin hatali oldugunu, Kewell'inda oyundan atilmasi gerektigini iddia etti fakat Tolga'nin Baris'i topsuz alanda itmesine, Baris'in ilk sari kartinda kendini bacagi kirilmis gibi yerlere atmasina deginmedi nedense.. Bu isyankar tavir ve bu kaleciyle Diyarbakir cok iyi basladigi ligi husranla bitirebilir ki her zaman ligde gormek istedigim takimlardan biridir diyarbakirspor..

Son olarak Galatasaray, Bukres ve Diyarbakir deplasmanlarindan 6 puan ve bolca ozguven ile cikti.. Keita'nin cezasinin bitmesi, Elano ve Linderoth'un inceden takima oturmasi ve 15 gunluk bir sure ile tamamladi Galatasaray geceyi..

Vargas'tan Altın Gol : Udinese 0-1 Fiorentina

Lazio-Milan maçı oynanırken internette bu maçın yayınını bulmak imkansızdı, ben de yine özetlerle yetinmek zorunda kaldım. Fiorentina maçı için başka bir çözüm bulmak lazım, bu sezon çok sorun yaşıyorum maç izleme konusunda.

06 11 2009

Şampiyonlar Ligi 2010 : En Golcüler

Yavaş yavaş sıralamaların belli olduğu ve çoğu şeyin netleşmeye başladığı 1 numaralı kupada geride kalan 4 hafta sonrasında en golcü takımlar sıralaması aşağıda. Fiorentina'nın adını tepede görmek şaşırtıcı bir sonuç olmadı, 11 golün 9 tanesini tek takıma atınca...

11 gol: Fiorentina, Real Madrid
10 gol: Arsenal, Sevilla
8 gol: Chelsea, Olympique Lyon, Olympique Marseille
7 gol: Manchester United, Wolfsburg
6 gol: Bordeaux, CSKA Moskova, Dinamo Kiev, Milan, Standard Liege, Unirea Urziceni
5 gol: Debrecen, Inter, Porto
4 gol: Bayern Münih, Rangers, Rubin, Stuttgart, Zürih
3 ve daha az gol: AZ Alkmaar, Barcelona, Juventus, Liverpool, Olympiacos, Atletico Madrid, APOEL Nicosia, Beşiktaş, Maccabi Haifa

Beni Fiorentina'nın tepede olmasından ziyade listenin en son sıralarındaki dev takımlar daha da ilgilendirdi. Liverpool tamam da Barca ve Juve'nin performansları akıl alır gibi değil..

10 Maç / 7 Galibiyet / 3 Beraberlik / 30 Gol

Sivas maçının daha kaliteli bir kopyası oldu bu maç. Mantalite olarak aynı oyunu ortaya koymaya çalıştı Galatasaray oyuncuları. Çok pas yaptık. Dinamo'nun ise yapacak hiçbir şeyi yoktu. Skor 2-0'ken bile baskı yapamadılar, Sadece anlık olarak göstermelik pres yaptılar, o da kenardan bağıran hocalarının zoruyla. 3-4 pastan sonra çözüldüler. Gerçi çözülmemek mümkün değil, sayamadım ama yine çok pas yaptı Galatasaray.

Hakem ilk yarı düdüğünü çalmadı desek yeridir. Faul olmadı bile. Çok yumuşak bir ev sahibi rolüne büründü Dinamo. İkinci yarı ise Dinamo'lu oyuncuların oyunu sertleştirmeye yönelik taktiğine de hakem taş koydu. Seyirci baskısının olmaması ve Dinamo'lu oyuncuların sertlikte abartı kısmına geçmesi de hakemin bu numarayı yutmamasına sebep oldu.

Attığımız 3 gol de birbirinden güzel. Topal iyi vurdu, top sert ve güzel yere gitti. Nonda'nın havada asılı kalarak vurduğu kafa da güzel yere gitti. Biraz kalecinin hatası, biraz da topun dönerek gitmesi gol yolunu açtı.

Sabri'nin güzel ortasından bahsetmesek haksızlık yapmış oluruz. Zaten maç genelinde oldukça isabetli paslar ve ortalar yaptı. Sabri'den istediğimiz maksimum bu. Bu haliyle kimse ondan o formayı alamaz.

İlk golümüzde takılı kaldım ben. Kendi kendine asist yaptı resmen adamım. Kewell'a olan sevgim günden güne artarak çoğalıyor. Yarın bu konuyla ilgili bir yazı yazacağım. Hatta demiycem ve franchi de destek olur, 3 kişi Kewell'a gireriz. Topu arkasından önüne alışı, sol ayağıyla sağ ayağına pas verişi, sağ ayağıyla köşeye düzgün ve sert bir vuruş... Yazarken bile ağzım sulandı.

İŞTE O GOL !

Neyse, PAO takibe devam ediyor. Önümüzdeki maçta ASY'de alacağımız bir galibiyet bizi lider yapıyor ve Sturm Graz maçına formalite icabı çıkıyor olacağız.

10 resmi Avrupa Ligi maçında 7 galibiyet, 3 beraberlik,
Attığımız gol sayısı 30, yediğimiz gol sayısı 6.

Yürüyedur...

05 11 2009

Fiorentina 5-2 Debrecen

Dün maçı yazamadım, özür dilerim bunun için. Gerçi yazacak ekstra bir şey yoktu, ilk maçta olduğu gibi rahat oyun, rahat bulunan goller derken 90 dakika geçti gitti. Bizim kendi attığımız 5 güzel golümüzden ziyade Lyon'un 90'da Liverpool'a verdiği cevap daha önemliydi bizim için. Lyon'u yenip son haftaya lider bile girebiliriz önümüzdeki maç haftasında.

Bu maçta özel olarak dikkat edilmesi gereken isim Marchionni'ydi. Haftasonu gollerle buluşup önemli katkı sağlamıştı, dün de gayet güzel oynayıp golünü buldu. Ekstra katkılar sağlıyor şu dönemde, Serie A'daki üst üste iki mağlubiyetten sonra böyle sürpriz performanslara ihtiyacımız var.

03 11 2009

Artemio Franchi 1. Lig'de : Altay 1-0 Samsunspor

İzmir'de 4 seneyi bitirip 5. seneye başladım bu sene. Bunca yıldır burada okuyup da 1. Lig'de izlediğim maç sayısı "1". O tek maç da Atatürk Stadı'nda oynanan, Yılmaz Vural'ın Antalyaspor'un başındayken kulübede oyuncusunu dövdüğü ve Altay'ın 2-1 kazandığı maç. Geçen sezon başından beri "artık her hafta gitmeye çalışalım maçlara" diyorduk ama hep lafta kaldı bunlar. Üstelik burada izlediğim Süper Lig maçı sayısı daha fazla. 2 kere Galatasaray'ın Süper Lig maçını izledim, Ümit Karan'ın Van Basten'lik yaptığı 4-1'lik Manisa maçı ve Hakan Şükür'ün 2 kafa golü attığı 3-1'lik Diyarbakırspor maçı. Bunun yanında son 4 sezonda Türkiye Kupası'nda İzmir'de oynanan Galatasaray maçları var, bir tane Galatasaray-Hertha Berlin hazırlık maçı var 1-0 kaybettiğimiz. Bir de Türkiye-Çek Cumhuriyeti maçı var, 2-2 biten ve Ümit Karan'ın 2 gol attığı maç. İzmir'deki maç geçmişim böyle, voleybol ve basketbol maçlarını saymıyorum tabii. Neyse, sonunda 1.5 senedir ertelenen fikri uygulamaya koyup stada ilk giren izleyicilerden biri olarak Alsancak Stadı'ndaki yerimizi aldık. 5 TL'ye lig maçı izleniyor, hem de kale arkası tribünden değil, bu zamana kadar gitmemiş olmak büyük hata. Maç öncesi buz kesmiş olan hava yüzünden pek hareketlilik yoktu, hatta ben de pişman oldum biraz acaba gelmese miydim diye. Ancak maç saati yaklaşıp spotlar yanınca ve takımlar ısınmak için sahaya çıkınca keyiflenmeye başladım.

Altay ve Samsun perşembe günü Ziraat Türkiye Kupası'nda da karşılaşmışlardı. O gün 4-0 kazanmıştı Altay ve benim de bugün yine aynı maça gitmeme sebep oldular, "Altay ne de olsa kazanır" düşüncesi maça gitmem konusunda beni tetikledi. Maçın teknik taktik işlerine girmiyorum, zira hiç de bakmadım onlara kim ne oynamış diye. Yalnız maçı birlikte izlediğim arkadaşımla şu yorumda bulunduk : 9 kişi daha çağırıp kendimizi 11'e tamamlasak Samsunspor'a karşı başa baş oynarız. Öylesine kötü bir Samsunspor var ki yakın tarihte Süper Lig'in keyif veren takımlarından birini canlı canlı bu halde görmek üzücüydü. Keşke durumu toparlasalar diyeceğim ama hiç ışık yok. Önümüzdeki sezon kendilerini Bank Asya'da değil 2. Lig'de görürsem hiç şaşırmayacağım, Samsunlu arkadaşlar buraları okuyorlarsa darılmasınlar bana. Altay'da hep merak ettiğim Burak Çalık'ı ilk kez 90 dakika izlemiş oldum, çok da beğendiğimi söyleyebilirim. Süper Lig'e transfer yapabilecek bir oyuncu, önümüzdeki yıllarda adını duyabileceğimiz bir genç yetenek olduğunu 1. Lig'i veya Altay'ı takip eden herkes biliyor zaten, ben de bir kez daha az çok izleme şansım olan bu yeteneği canlı canlı izleyip emin oldum. Aslında Burak'ı sene başı oynanan Altay-Galatasaray maçında 90 dakika izlemiş olabilirim emin değilim de, o maçta dikkatler Altaylı bir oyuncunun üzerinde değil kendi takımımın üzerinde olduğu için net bir şey diyemeyeceğim.. Ayrıca şu maçın 1-0 bitmesi yanıltıcı olması, tribünden gördüğüm kadarıyla verilmeyen çok net penaltısı var Altay'ın, üstüne de kaçan sayısız fırsat. Son yarım saat sağlı sollu çok seri geldi Altay ama golü bulamadılar. Kupa maçındaki gibi farklı skor rahatlıkla gelebilirmiş aslında, şans bu bir anlamda..

Son olarak da Okan Koç ismine dikkatleri çekmek istiyorum. Her zaman mı böyle oynuyor bilmiyorum da, bu maçtaki Okan Koç Süper Lig'de çok rahat oynar. Hatta 3 büyük takımda rahatlıkla forma şansı bulabilecek düzeyde. Bitti, tükendi, artık toparlanamaz denen bir adam için fazla iyi bir oyun sergiliyor. Bundan sonra daha sık maç izlemeyi tercih edeceğim. Bugün hava şartları tribünde oturduğu yerde çekirdek çitleyen beni zorlamış olsa da, gündüz maçlarının bu denli buz kesmeyeceğini düşünürsek sonraki 1. Lig maceraları daha eğlenceli olacak benim için.

Bitirken 1. Lig maçlarını takip etmek isteyenlere de sesleneyim, isteyen olursa birlikte de gidebiliriz, gayet eğlenceli oluyor. Özellikle de benim gibi İzmir'de 4 seneyi devirip 5. seneye girip de gitmemezlik etmeyin derim, 4 senedir sadece 1 kere maça gittiğime çok pişmanım, tekrardan bunu belirtmiş olayım.

02 11 2009

Domuz Gribi / Türkiye / Aydın Yılmaz

Tüm dünyayı esir almış, korkular salmış domuz gribi insanları kontrollü yaşamaya sevkediyor. Yurtdışında maske takanlar, tokalaşmayanlar, toplu organizasyonlara katılmayanlar var. Türkiye'de önlemler ise henüz bu seviyelere gelmiş değil. Bir bakanın, bir sağlık müdürünün ya da bir arkadaşımızın söyledikleriyle dalga geçiyoruz, korkutuyorlar diyoruz, kimi kesim aşıyı almış ağzına...

Herkes bir şeyler konuşuyor fakat böyle bir gerçek var, böyle bir tehlike var ama sadece lafta kalıyor bizim ülkemizde.

Demirden korksak trene binmeyiz
diyoruz sıkışınca da.
İşin Aydın Yılmaz'ı ilgilendiren kısmı ise haberlerde gördüğüm ve kesinliğini bilmediğim bir yazı. Aydın Yılmaz'ın domuz gribi olabileceği yönünde bir haber. Doğruluğu / yanlışlığı tartışılır. Doğruda olabilir, yanlışta.

Galatasaray cephesi, domuz gribi iddasını reddediyor, soğuk algınlığı var diyor. Hatta Aydın'a test yapılmadığını ve yapılmayacağını beyan ediyor. Esasında böyle bir hastalık bile olmadan, domuz gribi haberleri çıktığında bütün sporcularını bu testten geçirmeli takımlar.

Ama biz ne yapıyoruz ? Kestirip atıyoruz. Neredeyse "Sensin Lan Domuz Gribi" deme noktasına gelecek şekilde.

İşte böyle sevgili ülkem, şimdi diğer takımların yazarları araştırmacı gazeteci, toplum yanlısı gibi görünerek bu olayın üstüne gider, taraftarları belki tribünlerde dalgasını geçer. İşte Türkiye olarak domuz gribine verip verebileceğimiz en büyük reflekslerden birisi budur. Diğeri de "domuz gribi aşısı günah mı ?" sorusu ama, o ayrı bir komedi.

01 11 2009

Ayhan Yok Huzur Var : Galatasaray 2-0 Sivasspor

Uzun zaman sonra ilk kez takımdaki herkesi tek tek beğendiğim bir maç izledim sanırım. Gerçi ikinci yarıda maç izlemedim, zaman geçsin diye top çeviren bir takım izledim desem yeridir. 45 dakika topu bıraksalar öylece bekleseler daha keyifli olurdu sanırım. Zaten Sivas sadece ikinci yarıda değil genel olarak maç boyunca yokları oynadı. Tobol maçından bugüne oynadığımız en rahat maçtı belki de. Hiç dişe dokunur iş yapmadan kazandığımız maçlar olmuştu ama bu bambaşka gerçekten. Düşünüyorum şöyle ama bulamıyorum "bu da süper oldu, bu da çok güzeldi" diyecek bir şey. Ciddi eksiklerimiz varken ne oynarız nasıl oynarız diye çok düşündük durduk ama bu maç fikir sahibi edemedi bizi, hoş iyi de oldu bir yandan, eksiklerin sıkıntısını çekmeden 3 puanı alıverdik. Keita haftaya Diyarbakır'da yok, sonrasında takıma dönüyor. Gereksiz Buca maçına çemkirenler oldu ama hem Elano gibi bir stres sıkıntı sebebini çekmiyoruz hem de Keita'nın cezasından düşüyor o maç.
Sanırım bugün gördüğümüz tek sıkıntımız Baros olmadığı zaman Baros gibi oynayacak bir isme sahip olmadığımızı bir kez daha görmüş olmamız. Nonda orta yuvarlağa kadar gelip ortadaki iki ön liberonun oyun kurmasına yardım edebilecek tipte bir oyuncu, Baros gibi hücum presi yapabilen ve sürekli hareket halinde olan bir isim değil. Kewell denendi bugün orada ama ondan da pek bir şey çıkmadı, solda destekleyici forvet olarak daha iyi kendisi, forvet hattındaki birincil görevleri yapacak bir isim değil. Zaten işi orta saha olan Kewell'dan Baros'un boşluğunu doldurmasını bekleyen yok. Rijkaard denedi ve pek olmayacağını gördü muhtemelen. Ben bugün Serkan Çalık hamlesi beklerdim doğrusu, Baros'un yokluğunda O'nun tarzına en yakın ismi denememiz gerekirdi.

Günün ilginç bir hamlesi de ilk 11'deydi ancak biraz zorunluluktan oldu bu. Maç öncesi hastalanan Aydın yüzünden orta ikilide görev alacak Topal-Sarp ikilisinin yanına Barış geldi. Böylece diziliş olarak dümdüz bir 4-3-3 izlemiş olduk. Böyle üç isimden oluşan orta saha elbette rakibe karşı üstünlük kuracaktı, şaşırtıcı olmadı Sivasspor'un orta sahada tamamen yok olması. Zaten 36. dakikada Sezer-Kamanan değişikliği bunun göstergesi oldu. Orta sahada sadece Sivas adına değil lig genelinde sezonun en çaresiz oyunlarından birini oynayan takım Muhsin Ertuğral'ı da çileden çıkardı. Orta sahada yokuz, bari Kamanan ile hücumcuları zorlayalım dedi de olmayan orta saha Kamanan'a top da iletemeyince Leo Franco bu forma altındaki en rahat maçını oynadı.
Ve günün özel teşekkürünü hakeden isme gelmek istiyorum : Mustafa Sarp. Orta sahada iyiydik, kalabalık olduğumuz için herkese daha az yük bindi ve bu Mustafa Sarp'ın her zaman beğendiğim hücum yönünü rahatça ortaya koymasına sebep oldu. Bu fizikte ve yaşta bir oyucunun böyle seri ve hızlı şekilde hücum hattına top taşıması pek alışamadığımız bir şey bizim ligimizde. Ayhan'ın yıllardır yapmak isteyip de yapamadığı şey bu; doğru ve akıllı paslar ve verkaçlarla ileriye top taşımak. Defansif bir oyuncu hücuma kalkarken ne yapmalıysa onu yapıyor Mustafa. Ne gereksiz yere çalıma gidip geri dönüp rakibin savunmasını oturtmasına sebep oluyor ne de kendini yükseklerde görüp aptalca hatalar yapıp arkadaşlarını azarlıyor. Bravo Mustafa Sarp, bu formayı giyip de attığın her adım için sonsuz teşekkürler. Sezon başından beri böyle her hafta üstüne koyup giden başka bir oyuncumuz yok. İstikrarsa istikrar, başarıysa başarı. Tekrar tekrar tebrikler..

Son olarak yine aynı şekilde bitirmek istiyorum : İyi ki varsın Harry Kewell.

Siz Kazanır Mıydınız Ya ?

Fiorentina 3-1 Catania

Galatasaray maçı ile çakıştığı için izleyemedim maçı haliyle. Goller Marchionni(2) ve Gilardino'dan gelmiş, 2 maçlık yenilgi serisinden sonra nihayet kazanabilmişiz. Napoli ve Genoa mağlubiyetlerinden sonra insanın buna sevinesi gelmiyor, sevinmiyorum da zaten..

31 10 2009

Digiturk - Lig Tv Sorunsalı


Digiturk tarafında olan bir sorun yüzünden böyle bir görüntüyle karşı karşıya kaldım.

"Link hatlarında meydana gelen bir arıza yüzünden yayınımız kesildi" ve "Alman televizyonundan kaynaklanan bir problem yüzünden sizlerden ayrı kaldığımız süre içinde ...." cümleleri o kadar beynimize işlemiş olmasına rağmen Lig TV'de böyle bir sorunla yıllardır karşılaşmadığım için açıkçası çatıya çıkıp çanakla mücadeleye girmeye yelteniyordum az daha. Sonrasında ekşi sözlük'te genel bir sorun olduğunu gördüm ve rahatladım.

Ben bu postu atarken yayın geldi sadece görüntü olarak, 3-4 dakika sonrasında da sesi geldi ve şu anda Lig TV normale döndü. Olan Antalyaspor - Bursaspor maçına oldu, o maçı da Maraton'dan sonra banttan vereceklermiş.

Fotoğrafı ise ben az evvel çektim, geçmişe götürdü beni, çocukluğumu hatırladım ve hüzünlendim...

Fotoğrafı paylaştığım franchi'nin yorumu da beni doğrular şekildeydi:
- o ne lan öyle Trt-4 gibi

Kösele

İzlediğiniz üzere, böyle bir adam Hürriyet gazetesinin Spor Servisinin müdürlüğünü yapmaktadır.

Bu yaptığını elbet hepimiz bir şekilde yapmışızdır, yapmadım diyen varsa da yapmamıştır ( polemiğe girmek istemeyen insan modeli ) ama bir insan ne kadar fanatik, ne kadar doğuştan bir takımı desteklese de, böyle bir yayın esnasında banttan bile olsa, geyiğine de olsa böyle bir şey söylememelidir.

Açık konuşayım, bunu duyduğumda hiç şaşırmadım. Çünkü zaten bu kişiden beklenilen bir şey. Asıl beklenmeyen o adamın oraya oturmasıydı ya neyse..

Yarın öbürgün tribünler kendisine koro halinde iyi dileklerini sunmaya başlayınca federasyonu göreve çağırır, bas bas bağırarak.

Hem de hiç utanmadan.

Not: Videoyu izleyemenler için facebook'taki linkini de vereyim:
http://www.facebook.com/video/video.php?v=167615531249&ref=nf

29 10 2009

Sessiz Sedasız..

Ben bile farkında değilim, blog 2 yaşını bitirmiş, 3. yaşına merhaba demiş geçen hafta.. 16 Ekim 2007 günü ilk postu girmişim buraya. Aslında blogda tam anlamıyla 2007 Kasım'ın son haftalarında seri halde yazmaya başlamıştım, yine de ilk postun atıldığı tarihi başlangıç olarak almak lazım.. 3. yaşı ve sonrasını da birlikte kutlamak dileğiyle...

Bardak Meselesi

Derbi bitti gitti, insanlar tartışmaktan sıkıldı ama inatla saçma saçma şeyler gündemde tutuluyor. NTV Spor gün boyu bardak olayını ilk sıralarda gösterdi haber bültenlerinde. Bardağın nereden atıldığı belli değilmiş, Galatasaraylılar mı atmış Fenerbahçeliler mi atmış hala belirsizmiş. Lig TV yayıncı kuruluş olarak bu bizim görevimizdir dedi ve görüntüleri gösterdi. Çift kat ağ örülü yerden değil pet bardak, kibrit kutusu bile geçemeyecekken inatla hala daha neyin tartışıldığını anlayabilmiş değilim. Bardak Fenerbahçe'nin kale arkası tribününden atıldı, bunu kendi taraftar forumlarında bile ispatladılar. NTV madem ki bu tartışmaları tam ortasından takip ediyor, neden bunları da göremiyor ? Ya da neden görmek istemiyorlar diye mi sorsak ? Her zaman en güvendiğim kaynaktır NTV ancak 90 Dakika'nın yayından kaldırılması ile başlayan ve Mehmet Topuz transferi ile başlayan ilginç bir sürece girdiler nedense.

Buyrun Lig TV'de Oğuz Tongsir'in haberine bakalım önce hep birlikte :
http://www.ligtv.com.tr/VideoHaber/?r=1&hid=63199

Burada tatmin olamamış olabilir insanlar, Fenerbahçeli arkadaşlarımız bu görüntülere rağmen "tel örgülerden geçip Keita'ya geldi" diyebilirler. Kendi stadlarında deplasman tribününde çift kat ağ ve tel örgü olduğunu bile bile aksini iddia edebilirler. Taraflı gözle bakan adama o ağdan otomobil bile geçti diyebilir, hak vermek lazım amacı doğruları baltalayıp gerçeklere reddetmek olanlara.

video
Ancak bir de antu.com forumlarında yayınlanan şu video var ki tüm bardak tartışmalarına noktayı koyuyor. HD yayından alınmış bu kısacık görüntü her şeyi net olarak açıklıyor. Video 14 saniye boyunca aynı görüntüyü tekrar ediyor, burada dikkat edilmesi gereken şey bu değil tabii ki, Lig TV logosunun hemen sol tarafından görüntüye giren pet bardak esas konumuz. Görüldüğü üzere "Galatasaray tribününden geldiği iddia edilen ve NTV'nin de Fenerbahçe tribününden atıldığını gün boyu kabul edemediği bu bardak" açık şekilde kale arkasındaki Fenerbahçe tribününden atılmakta. Bloga eklediğim haliyle bu bardak pek görülemiyor, Lig TV logosunun solundaki üstünde sarı yazılar olan kırmızı pankartın olduğu bölgeye dikkatle bakınca anlık olarak bardağı görmek mümkün. Videoyu indirince çok daha net belli oluyor, buraya eklediğim gibi çok belirsiz durmuyor. Net olarak bardağın Fenerbahçe tribününden atıldığını görmek isteyenler antu.com'da da yayınlanmış olan bu videoyu aşağıdaki adresten indirebilirler :
http://hotfile.com/dl/16040913/a8020d5/yeterrr.wmv.html

Ali Sami Yen'de yapılsın, kim attı diye tartışma olsun ve bizden atılmış olsun, yine böyle videolar ve gerçek kanıtlar üzerinden burada paylaşayım. Derdim Fenerbahçe'yle değil, zihniyetlerle. Bardağın nereden atıldığı açık ve net belli, posttaki fotoğrafta görüldüğü gibi maytapın geçemediği yerden kocaman pet pardak nasıl geçebilir ? Üstelik Galatasaray taraftarına su satışı yapılmamışken..

Lütfen fanatizmin pençesine bu kadar düşülmesin, %100 olarak nereden geldiği belli olan bir cisim hala "bizden değil sizden geldi" diye tartışılmasın. İnsanın eline ne geçer ki kesin olarak doğru olan şeyin aksini iddia etmekle ?

Hadi taraftarları geçtim, herkes objektif olmak zorunda değil bu bardak konusunda. Dedim ya aksini iddia edip Galatasaray tribününden geldi diyene de sesimi çıkarmam, hak veririm, o kişinin taraftarlığı ve içindeki fanatizm "Fenerbahçe tribününden atıldı" demeye el vermez. Ancak ülkenin bir numarası olan haber kanalı neden bu kanıtlanmış şeyi hala "kim attı belli değil" diye ısıtıp ısıtıp önümüze koyuyor ki ?

Umarım gece 00.00'da yayınlanacak Spor Gecesi'nde de aynı haberi görmeyiz "bardağı kimin attığı belli değil" diye.. Belli işte..

28 10 2009

Bir Garip Maç

Türkiye Kupası'nda play-off turu ilginç skorlara sahne oldu ki bu turun bombası akşam saatlerinde oynanan Denizlispor-Gaziantepspor maçıdır. 90 dakika golsüz bitiyor ve uzatmalara geçiliyor Denizli'de. Gol dakikaları resimde gözüküyor. Benim merak ettiğim 90 dakika boyunca ne yapmışlar bunlar. 4 dakikada 4 gol atılıyor ilk uzatma devresinin sonunda, ikinci uzatmada ise gol yok.. Beni benden alan da zaten Demir'in yorumu oldu gol dakikalarını bana iletirken : "ADAMA 90 DAKİKA NE YAPTINIZ DİYE SORARLAR !"

Elano Out Linderoth In !

Rolantide giden bir macti, 60 ve 70. dakikalar arasi sinirler biraz gerilse de Galatasaray yuruyerek bitirdi maci..

Macin en onemli ani tabii ki Galatasaray 2-0 ondeyken Elano'nun gordugu kirmizi kart.. bu da demek oluyor ki Sivasspor macina Baros, Keita ve Elano'dan yoksun cikacak Galatasaray.. Sadece Sivasspor degil, Diyarbakir macinda da sahadaki yerini alamayacak muhtemel cezalar sonrasi Keita ve Elano.. Aslinda Elano acisindan iyimser basladi mac benim acimdan.. Ters kanada attigi 2 top ile gelisen Galatasaray atagi, kafasi rahatken boyle isleri daha iyi yapabildiginin gostergesiydi Elano icin ama gordugu kart gercekten cok ama cok anlamsiz bir kart hele ki boyle bir donemde.. Macin 1 farkla bitmis olmasi kesinlikle Elano'yu hakli cikartamaz.. Zaten Galatasaray'in bu maci vermesi icin ekstra caba sarfetmesi gerekiyordu.. Macin tek eksi yonu bu Galatsaray icin.. Hucum hattinda Baros ve Keita'nin yoklugunda her ne kadar performansi begenilmesede Elano da olmayacak onumuzdeki haftalar..

Macin Galatasaray icin iyilerine gelirsek; Aykut, Kewell ve her ikili mucadelede yuregimizi agzimiza getiren Tobias Linderoth.. Kewell son vuruslarda ne kadar farkli oldugunu gosteren bir gol ve tek pasin anlam ve onemini suratimiza carpan bir asistle bitirdi maci.. Bana gore tac atisindan gelen birde sayilmayan golu var..

Aykut ise aldigi sansi bugun en iyi kullanan isimdi yedekler adina.. Gelen her sutu cikartmasi belki de macin Galatasaray adina bu kadar rahat gitmesini sagladi.. Kalede guven veren bir Aykut izledik Bucaspor karsisinda..

Son olarak Linderoth'a geldim.. Bence Galatasaray'in futbolunu bir ust seviyeye tasiyacak isimdir Tobias Linderoth.. Oynadigi bolgede olmasi gerektigi gibi temiz bir oyun oynayan ve yeri geldigi zaman uzun toplariyla takima pozisyon saglayan tam bir orta saha adami.. İkinci golun yarisi Linderoth'un zaten.. Ayhan oyuna girince daha bir anlasildi Linderoth'un degeri gozumde.. Ayhan calim atarak, topu ezerek, kafasini one egerek takimi ileri cikartmaya calisiyor bunu yapamayinca da geriye oynuyor, Linderoth ise ayaginda 3-4 saniye topu tutup ya uzun pas atiyor ya bostaki arkadasina oynuyor ki o bolgenin adaminin yapmasi gereken budur.. Ayrica uzun paslardaki isabet orani da inanilmaz bir artidir Galatasaray icin..

Bucaspor'da ise Mehmet Batdal her ne kadar silik bir goruntu verse de bence fizigi ile Super Lig'de is yapabilecek bir oyuncu.. Bu forvet yoklugunda devre arasi kendisine bu sans verilebilir eger erken davranilirsa.. Ankaragucu'nden akillarimiza kazinan Yilmaz ise hala sert sutlarinda formda oldugunu gosterdi ilk yari.. Belki Mehmet Batdal penaltiyi kacirmasa bambaska konular konusulabilirdi ama Galatasaray her ne kadar fazla pozisyon versede cok hakim bitirdi maci.. Mactan sonra onumuzdeki kritik haftalar icin Elano bir kayip, Linderoth ise buyuk bir kazanc olarak akillarda yer etti.. Galatasaray taraftari ise saniyorum Sivasspor macinda eski kimligine burunecektir..

Son olarak Galatasaray Ali Sami Yen'de ve hafta ici kupa maci oynamisken 16.00'da Sivas'la karsilasacak pazar gunu.. Ayni gun Fenerbahce'nin Kayseri deplasmaninin 20.00'da baslamisinin ayri bir aciklamasi olmali, zira arastirdim pek bir sey bulamadim.. Bilen varsa yazsin.. Bu kadar anlamsiz bir programin bir aciklamasi olmali cunku..

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO