06.07.2009

Katil Martı #3 : Bank Asya'ya Merhaba 2. Bölüm

En son Türkiye Kupası'ndan puansız dönmüş ve 17 maçta alınan 17 puanla ligi düşme potasında tamamlamıştık. Ara transfere girilirken biraz radikal kararlar almak gerekiyordu sezon ortasında. Öncelikle yeni yılın ilk gününde Galatasaray bize bir kaç oyuncu göndereceğini açıklıyordu, sezon başındaki ayıptan sonra bizi ligde tutabilecek bir yardımda bulunuyorlardı. İlker Cihan ve Soner Cihan geçen sezon başarılı oldukları Marmaris'e geri dönerlerken yanlarında Murat Akça ve Erkan Ferin gibi iki önemli ismi de getiriyorlardı. Bir de altyapıda oyundan sonradan çıkmış bir isim Mustafa Tosun geliyordu. Bu sonradan çıkan genç ismi Mehmet Güven'den daha iyi diye tanımlayabiliriz. Bu 5 isim sezonun kalanı için bulunmaz bir nimet olmuştu. Sezon başı büyük umutlarla alınan Soner Sakarya sadece 2 maça çıkıp 20.000 €'ya Kocaeli'nin yolunu tutuyordu. Bir de kulübedeki Serkan'ı aynı fiyatla Kars'a yollamıştık. Tacchinardi sezon başında abilik etmesi için alınsa da tahminler boşa çıkmıştı. 36 yaşındaki oyuncu yedek kalmaktan şikayet edip huzur bozuyordu. Hal böyle olunca sözleşmeyi bedelsiz olarak feshettik karşılıklı ve kendisi İtalya'ya dönüp 4 ay sonra emekli oldu. Forvetteki yıldızımız Ozan Cengiz de huzursuzlanmaya başlamıştı, takımın daha iyi bir yerde olması gerektiğine inanıp kendi kendine dertlenmişti. Ya ne yapsaydık Ozan ? Lige çıktığımız sene şampiyon mu bitirseydik ? Giden son isim Tacchinardi olurken tarihler 11 Ocak'ı gösterdiğinde boşta duran bir isim göze çarpıyordu : Tümer Metin. Gelmeye niyetli olmasa da imzalama bedelini verebileceğimizin en fazlası yapıp kendisine 500.000 €'luk teklif gelmesi halinde serbest kalacağını söyleyip bunları kontrata yazdırınca kendisi Marmaris'e gelmeye ikna oluyordu. İlerleyen günlerde Kayserispor'un genç yıldızı Furkan Özçal'ın kulübü tarafından kiralık olarak gönderilmek istendiğini öğrenince elimizi çabuk tutup sezonun ikinci yarısı öncesi en büyük adımımızı atıyorduk. Bir de Ali Helvacı'yı orta sahada kullandığımız için elimizde yedek ve kendi çapımızda kalburüstü bir forvet olsun diye son günün son saatlerinde Adanaspor'dan Serge Mbilla'yı 50.000 € karşılığı Marmarisli yapıyorduk.
Sezonun ikinci yarısı Marmaris daha güçlüydü, sorunlu yıldızlar gitmiş yerlerine genç ve başarı için mücadele edecek gençler gelmişti. Yenilenmeye başlamış Marmaris Hacettepe deplasamanından 3 puanla dönüyor ve düşme potasındaki rakiplerine mesaj veriyordu. İlk yarıdaki Hacettepe galibiyeti bir hayli sürpriz sayılmıştı Süper Lig'den yeni düşen bir ekibe karşı alındığı için. Ancak ilk yarı sonunda Hacettepe bizimle birlikte düşmeme mücadelesi vermekte olduğundan bu galibiyet sadece alt sıraları ilgilendiriyordu. Hemen ardından Samsun ve Dardanel yine ilk yarıdaki gibi sorun oluyordu bizim için. Dardanel Marmaris'te bizden puanı almış, Samsun deplasmanından ise tek golle mağlup dönüyorduk. Neyse ki sonraki 4 hafta 9 puanla geçiliyor ve olabilecek en derin en rahat nefeslerden birini alıyorduk. Bu bahar havasını karartan takım ise Altay oluyordu, Marmaris'te 3 golü kalemize yollayıp dönüyorlardı. Ankaragücü deplasmanında aldığımız beraberlik Altay maçının bir kaza olduğunu anlatıyordu adeta. Mart ayının ortasına gelmiş, ligin de büyük bölümünü geride bırakmıştık, düşme potasından 5-6 puan üstte devam ediyorduk lige ama bir yandan da çok korkuyorduk ya kötü bir seri yakalarsak diye. Adanaspor'u Marmaris'te 2-1 geçince bu sene bu ligde kalmayı başaracağımıza daha fazla inanıyorduk. Ancak iki sezondur olduğu gibi tam kurtartdık kesin derken bir sonraki hafta mağlup oluyorduk. Bu defa piyango Bolu'ya vurmuştu ve tek golle bizi evimize göndermişlerdi. Bir de sonraki hafta Giresun'a Marmaris'te mağlup olunca 3 hafta önce aklımızdan geçen kabus ufukta belirmeye başlıyordu. Biz 2 hafta üst üste mağlup olurken rakiplerin çoğu en az 3 puan alıp bizi korkutuyorlardı. Ancak yılın en ciddi sürprizlerinden birini yapıp Kasımpaşa'yı İstanbul'da devirip geliyorduk. Bu maçla birlikte 30'lu haftalar başlamış ve sezon sonu yolun karşısında belirmeye başlamıştı. Kalan 4 maçta 5 puan alıp bir de heyecan dolu 3-5 kaybedilen bir Kocaeli maçı yaşayıp Bank Asya 1. Lig maceramızda ilk sezonu düşme potasının 6 puan üzerinde 13. sırada tamamlıyorduk. Hemen akıllara ilk yarı sonundaki 17 puan geliyordu, 34 maçı 34'le tamamlasak ne olurdu düşüncesi cevap buluyordu : O kadar başarısız olsak seneye yine bir alt ligdeydik. Kısaca istatistiklere bakınca Ozan'ın az gol atan takımın skor yükünü çektiğini görüyorduk. 30 maçta sahaya çıkmış ve 7 gol atmıştı. Düşmekten kurtulma amacındaki bir takım için kötü değildi bu. Diğer yıldız Ali Helvacı ise orta sahada olmasına rağmen 5 gol atıp önemli bir katkı yapıyordu.

Sezon içerisinde maçlar oynanırken sonraki sezonun transferlerini de planlıyorduk. Alınan ilk isim Adanaspor'da oynamış eski bir Süper Lig oyuncusu olan Adem Dursun oluyordu. Diğer isim de yine Süper Lig'de adına alıştığımız eski Bursasporlu Fatih Şen oluyordu. Haziran ayında takıma katılmışlar ve taraftarlar arasında olumlu bir hava oluşmasını sağlamışlardı. Bu arada sözleşmesi Temmuz sonu bitecek oyuncular da vardı, sezon sonu gelmesine rağmen sözleşme yenilemeyip serbest kalmak üzere olan isimlere bakıyorduk. Ali Bilgin ve çok büyük katkılar yapıp efsane isimler arasına adını yazdıracak olan Serdar Samatyalı Marmaris'e geliyordu 1 Temmuz 2010 tarihinde. Bir de Inter'in savunmacısı Rincon'u bedelsiz alıyorduk aylar sonra pişman olacağımızı bilmeden. Yönetim geçen senekiyle aynı bütçeti verince para ödemeye yanaşmıyorduk transferde. Altyapıya yeni katılan gençlerden gelecek görmediklerimizi tazminatlarını ödeyip yolluyorduk. Kısıtlı olan maaş bütçesinde yer işgal etmemelilerdi. Geçen sezon ahımızı çokça alan Galatasaray bu sezon da kendisi oyuncu yollamasa da isteklerimize olumlu cevap veriyordu. Serkan Kurtuluş, Erhan Şentürk ve Anıl Karaer'i bedelsiz olarak kiralayıp pilot takım olmanın hakkını veriyorduk bu isimleri oynatarak. Geçen sezon ortasında kadroya kattığımız Furkan Özçal'ı yine kadroya dahil ediyorduk kiralık olarak. 40.000 €'ya mal oluyordu bize bu hamle ancak sonuçsuz kalmayacağına emindik. Bu transferi yaparkenki kaynağı da 10 gün önceki sürpriz bir satıştan elde ediyorduk. Takımın genç yıldızı Muharrem Ozan Cengiz'i Kocaelispor'a gönderiyorduk. Bu transferden 100.000 € gelir elde edip Marmarisspor'u ekonomik açıdan biraz olsun rahatlatıyorduk.

Tüm bunlar olurken Ağustos 2010'da Galatasaray'ın pilot takımı olan Marmarisspor "ben büyüdüm" mesajını vermek için kendisine bir pilot takım ediniyordu. Bu takım ise amatör ligde oynayan Bodrumspor oluyordu. Altyapıdaki az sayıdaki oyuncunun büyük kısmını Bodrum'a yolluyorduk. Marmaris'te tatil yapacaklarına Bodrum'da yapacaklardı, değişen pek şey yoktu 16'lık genç oyuncular için. Ligin başlamasına sayılı günler kala geçen sezon kadroya dahil olan Adem Çalık 28.000 € karşılığında Kırıkkale'ye, Utku ise 35.000 € karşılığı Gebze'ye gidiyordu. Maç detaylarına girmiyorum ama sezon 29 Ağustos 2010'da başlamıştı, transferdeki son hamlemiz Tümer Metin'in sözleşmesini 31 Ağustos günü feshediyorduk.

Yeniden yapılanan ve daha genç bir takım oluşturan Marmaris için bahis firmaları orta sıraları layık görüyordu. Medya ise ligi 7. bitireceğimiz düşünüyordu, geçen sezonu 13. tamamlayan bir ekip olarak sezon öncesi bunları duymak iştah kabartıyordu. 17. denen takım 13. bitirmişti ligi büyük sorunlara rağmen. 7.'liğe layık görülünce kim bilir neler yapacaklardı.

O yapılacaklar da salı akşamına kalsın.. 4. bölümde Bank Asya 1. Lig'deki ikinci sezonumuza merhaba diyeceğiz ve yazının sonunda o sezonu noktalamış olacağız. Rakiplerin de büyük katkısıyla tahmin etmediğimiz bir başarıyla karşılaşacağız takvimler Haziran 2011'i gösterdiğinde..

- Katil Martı #1 : Başlangıç
- Katil Martı #2 : Bank Asya'ya Merhaba

Uyanık Melo

"Fiorentina'daki geleceğimi tanrı bilir sadece, eğer beni satmayı düşünürlerse teklifleri değerlendiririm. Yeni sözleşme teklif edilmesi beni çok mutlu etti. Fiorentina'da her şey yolunda, şehir çok güzel, insanlar yolda karşıma dikilip takımdan ayrılmamam gerektiğini söylüyorlar."
Tatilini tamamlayıp Floransa'ya geri döndükten sonra...

Kendisi hakkında bir transfer dedikodusu daha verelim. Eğer söylentiler doğruysa Arsenal nokta atışı yapmış bulunuyor, Senderos+para teklifi ile geldikleri konuşuluyor. Stoper alması gereken takım için ciddi ciddi düşünülecek bir teklif olur.

Zayton Cup #1 : Al-Ahly 0-1 Galatasaray

Maçı şu saate kadar yazamadım ve izleyenler de farketmiştir öyle yazılacak bir tarafı yoktu. Şu fotoğrafı kaynak gösterip konuşmak istiyorum ama daha önce söyleyeceklerim var. Bir maç böyle kötü olmamalı, böyle amaçsız olmamalı. Mısır'da kasaplık mesleğini icra edenler Al-Ahly forması ile yeşil sahaya çıkmışlardı. Belirli aralıklarla Galatasaraylı bir oyuncu yediği tekme veya yapılan sert hareket yüzünden sağlık görevlilerinin tedavisine maruz kalıyordu. Dünyanın bir olduğunu, futbolun ulusları bağladığını simgeleyen bir turnuvanın açılışı böyle kötü yapılmamalıydı. Amiyane tabirle konuşmak gerekirse önüne gelene dalıyordu Mısırlı oyuncular. Kimse de 90 dakika boyunca dur demedi buna. Terbiyesizliktir bu adamların yaptıkları, Casablanca takımına ve Leverkusen'e sabır diliyorum buradan.

Fotoğrafa gelirsek kendisi su molasında alınmış bir kare. Rijkaard bu fotoğrafta görüldüğü gibi oyunun durduğu anlarda sürekli futbolcularla konuşuyor, bir saniyeyi bile boş geçirmiyor. Oyuna yeni giren isimler oluyor, Neeskens tepelerinde bekliyor anlatıyor da anlatıyor sürekli. Rijkaard konuşurken yanındaki oyuncu can kulağıyla dinliyor kendisini, inanarak ve güvenerek bakıyorlar hocalarının gözlerinin içine. Bu görüntüyü o kadar çok özlemişim ki anlatamam. Geçen sezon sık sık rastladığımız disiplinsizlikten eser yok, antrenman fotoğraflarında geçen sezonki gibi alay eder görüntüler göremiyoruz oyuncuların yüzlerinde. Hepsi işlerini ciddiyetle ve bilerek, neyin ne olduğunu anlayarak yapıyorlar. Şu basit ve saçma hazırlık maçlarındaki skorlara bakıp evhamlananları hayretle izliyor ve olaylara bu açılardan bakmalarını rica ediyorum.

05.07.2009

Hiç Bitmeseydi ?

Roger Federer 3-2 Andy Roddick
5-7, 7-6, 7-6, 3-6, 16-14

Neredeyse ayrı bir maç kadar sürdü son set. 4'te izlemeye başladım, biraz geçmişti ki yemek yedim, 6'da Galatasaray maçı başladı, 8'e doğru maç bitti, güneş batmaya başladı ama bu maç bitmedi. Roddick 4. seti 6-3 alınca Federer pes mi ediyor dedik ama hiç servis kırmadan tam 29 oyun oynadılar son sette ve 30. oyunda ekselansları dur dedi ve bitirdi. Gerçi geçen seneki finali düşününce bu o kadar da fena değildi. Türkiye'de hava kararmıştı hatta o gün Datça'daydım babaanneim uykusu gelmiş ve uyumuştu bile. Bu yine daha insancıl bir saatte bitti.

CNN Türk sağolsun bizi yine internette izlemeye mahkum ettiler bayanlar finalinde yaptıkları gibi. Bunu yaptınız diye hemen koşup gidip D-Smart alacak kadar dangalak değil insanlar, bunu iyice idrak etseniz iyi olacak.

Katil Martı #2 : Bank Asya'ya Merhaba

Galatasaray'ın katkısıyla küme düşmekten kurtulmamızın yeterli görüldüğü bir sezonda işi abartıp Bank Asya 1. Lig'e yükselmiştik. 2009/2010 sezonu öncesi yaşanan hareketlilikle yeni katıldığımız ligde transfer döneminin en hareketli ekibi oluyorduk.

Transferlerimiz Haziran 2009'da başlıyordu. İlk transferimiz ne olur ne olmaz diye kaleye yapılıyordu sezon içerisinde ve ocak ayında ön sözleşme yapılan Kılıçarslan Kopuz'u kadroya katıyorduk. Bu transferi yaparken ne Kılıçarslan ne de ben kendisinin forma yüzü görmeden ayrılacağını bilmiyorduk. Sebebi ise 1.5 ay sonra ortaya çıkacaktı. Bunun dışında kulübemizi güçlendirmek ve orta 3'lüye alternatif yaratma amacıyla yine sözleşmesi bitecek olan Fatih Sözgen'i alıyorduk İstanbulspor'dan. Bir de eski CM serilerinden adına aşina olduğumuz Soner Sakarya bedelsiz olarak Marmaris'e geliyordu.

Bütün bu anlaşmalardan sonra fikstürler çekilmiş, yönetim yeni sezon için bize tamı tamına 120.000 Euro vermişti transfer için. Şaka gibi dursa da bir önceki senenin çok üzerinde olduğu için tatmin ediyordu beni biraz. Temmuz 2009'da piyasaya iyice canlanıyordu ve Süper Lig'de de transfer hareketleniyordu. 1 Temmuz günü Marmaris için fazlasıyla önemli bir imza atılıyordu. U19 Milli Takımı'nın yıldızı Ali Helvacı'yı 110.000 € karşılığı Denizli'den getiriyorduk. Taraftarlar böyle bir ismin nasıl alınabildiğini anlayamayıp sevinçten dört köşe olmuşlardı. Bu transferden sonra olur da bonservis için bir transfer daha yapmam gerekir diyerek Özcan, Bahadır ve Yunus'u toplamda 64.000 € karşılığı gönderiyorduk farklı kulüplere. Kılıçarslan'ı aldığımız Kocaeli'nin Adem Çalık'ı serbest bıraktığını görüyorduk ve kadroya Süper Lig etiketli 2. ismi dahil ediyorduk. Kötü bir sezon geçiren Adem'e Süper Lig'de hiç talipli çıkmamıştı. Bir diğer transferimiz kariyerinin sonuna yaklaşan Hasan Yiğit oluyordu. Taraftar bu hamleyi sorgulamıştı, memnun kalmamışlardı Süper Lig etiketli bir isim olsa bile. Ancak aynı gün Murat Hacıoğlu transferini gerçekleştirip gönüllerini almış oluyorduk. Hasan ve Murat ile birlikte imza atan bir diğer isim de geçen sezonun yarısını sakat geçirmiş ve gözden düşüp dışlanmış olan Tolga Seyhan oluyordu. Taraftar Hasan Yiğit transferi ile yaşadığı hayal kırıklığını unutmuştu bile. Sabah saatlerinde bu isimleri imza atmışken günün sonunda kimsenin tahmin edemeyeceği bir transfere imza atıyorduk. Yaşı kemale ermiş olsa da tecrübesiyle gençlere çok şey katacak olan Alessio Tacchinardi de Marmarisli oluyordu. Bu yaşlı transferlerle tecrübe limitini dolduran takım biraz gençlere yönelmek istiyordu. Kılıçarslan ile güçlendi sandığımız kale için daha güçlü ve geleceği parlak bir isim geliyordu ve bonservisi elindeydi üstelik : Ersel Çetinkaya. Taraftar iyice coşmuştu bu hamleyle ki aynı akşam son sezonunu sadece 2 maça çıkarak geçirmiş Hasan Şaş'ı da kadroya katınca taraftarın gözünde efsane teknik adam olmaya başlamıştık. Bir de Sakarya'dan Erhan Yılmaz gibi genç bir ismi kadroya katmış ve transferi bitirmiştik. Bu arada Ersel'i alınca Kılıçarslan'ı bedelsiz olarak gönderiyorduk başka takıma. Transferleri tamamlayınca kadroda şişkinlik yapan ve bonservisini 6 ay önce aldığımız takım kaptanı Fırat Sağesen ile birlikte oynama şansı bulamamış diğer iki ismi toplam 58.000 € karşılığı yolluyorduk.
Bu noktada artık gözler Galatasaray'a çevrilmişti, 2 haftadır hangi oyuncuları Marmaris'e yollayacaklarını söylememişlerdi.Biraz daha beklemeye karar veriyorduk ama Ağustos 2009 takvimlerde yer edinmesine rağmen Galatasaray'dan tatil için bile oyuncu gelmiyordu Marmaris'e. Dahası, istediğimiz bir kaç genç oyuncuyu da kiralık olarak yollamayı reddediyorlardı. Pilot takımı olduğumuz ve Türkiye'nin en güçlü altyapısına sahip olan takımdan beklenmedik bir tokat yemiştik. Lig başlayana kadar oynama ihtimali olmayan bir kaç oyuncumuz ile yollar ayrılmıştı. Bank Asya 1. Lig maceramıza biraz tatsız başlıyorduk bu olay yüzünden. Sezon öncesi Trabzonspor ile 0-0 berabere kalıp Erciyes'i 2-0 yeniyorduk hazırlık maçlarında. İştahımızı kabartıyordu bu ancak medyanın bizimle ilgili tahmini 17.'lik oluyordu. Bank Asya'daki ilk rakip yeni düşen ve bizden çok daha güçlü Hacettepe oluyordu ancak 1-0'lık galibiyetle sezona büyük bir sürprizle başlıyorduk. Hemen ardında Türkiye Kupası 1. Ön Eleme'de Fethiye engeli aşılarak gruplardan önceki son aşama olan 2. Ön Eleme Turu'na katılıyorduk. Dardanel deplasmanında 3-0 yenilip dönünce Marmaris'te Samsunspor'u yenme hedefiyle sahaya çıkıyorduk ki 1-3'lük skorla dağılıyorduk. Türkiye Kupası'nda da İstanbul BŞB ile oynuyorduk, gruplara katılma hayali bir başka bahara kalıyordu kura çekildiği anda. Son derece umutsuz çıkılan bu maçta Fatih'in tek golüyle galip gelerek hayal bile edemeyeceğimiz bir yere ulaşıyorduk. Eskişehir, Ankaragücü, Galatasaray ve Kayserispor ile oynayacaktık grupta. Olabilecek en zor kurayı çekmiştik belki de.
Ligde ise işler iyi gitmemeye başlamıştı. İlk 10 hafta 8 puan alarak geçiliyordu. Takımda Süper Lig tecrübeli isimler iyi işler yapacak derken kaptan yaptığımız Hasan Şaş 3 maçlık ceza alıp iyice zora sokuyordu bizi. Tam tekrar geri döndü derken 1 maç sonra yeniden 3 maç ceza alıp Marmaris'te futbol oynamak yerine tatil yapmaya devam ediyordu. İlk 13 haftada 6 maç ceza almıştı Hasan Şaş. Türkiye kupasında ise Ankaragücü(0-2) ve Eskişehir(2-4) güle oynaya geçiyordu bizi. Ligde Bolu'yu yenip puanı 11 yaptık işler yoluna girdi derken 3 maçı üst üste gol bile atamadan kaybediyorduk Giresun, Kasımpaşa ve Manisa karşısında. Neyse ki Sakarya ve Kocaeli karşısında 2 galibiyeti üst üste alıp Marmara'nın nefretini kazanıp puanı 17 yaparak düşme potasında bir kaç basamak tepeden bakıyorduk. Son hafta Karşıyaka "otur oturduğun yere" diyerek haddimizi bildiriyor ve Marmaris'e 3 golle uğurluyordu bizi. Türkiye Kupası'nda ise 4'te 0 yapıp önümüzdeki sezonlarda intikam alma sözü verip o macerayı noktalıyorduk.

Ayrıca 2. kez 3 maçlık ceza aldıktan sonra saha dönen Hasan Şaş 2 hafta sonra bir kırmızı kart daha görüp bu defa 5 maç ceza alıyordu. Sezonun ilk yarısında toplam 11 maç ceza alıyordu 3 kırmızı kartın sonucu olarak. Her defasında para cezası vermeme ve Hasan'ın da cezayı haklı bulmasına rağmen 5 maçlık 3. cezası bardağı taşıran son damla oluyordu ve Ocak 2010 tarihini bile beklemeden son ilk yarının son haftasından önce kendisine tazminatı ödeyip sözleşmeyi feshediyorduk.

Bu bölüm de burada bitti. Bu defa pek screenshot eklemedim, puan durumunu eklersem bir sonraki yazının sürprizi kaçacaktı. Sonraki bölümü de bu gece yazayım ki bütünlük kaybolmasın. 17 hafta 17 puan ile geçiliyordu ve bu istatistik sürerse küme düşme korkusu saracaktı takımı. Ayrıca Galatasaray da ayıbını kısmen telafi edecekti. Bir sonraki yazıda 2 tane transfer dönemi var, hem ara transfer hem de bir sonraki sezondaki yaz transfer dönemi.

04.07.2009

Cihan Ceylan #2

Hep Deli Dışkısı'ndan gideyim dedim ilk başlarda ama olmayacak, ayıramıyorum eskileri ve yenileri. Şu kareyi gördüğüm her yerde karnıma ağrılar giriyor hiç abartısız.

Not Defteri #25

  • Şu an bu yazıyı İzmir'den yazıyorum, neden diyecek olursanız yaz okulu başladı bile. Düşünün bak okumayı o kadar çok seviyorum ki yazın bile okula gidiyorum. Başarısızmış dersten kalmış diyene kadar bir de bu açıdan bakın, nedir yani, olamaz mı ?
  • Peri delirdi, onu da belirteyim. Bildiğiniz delirdi bu kedi. Gazete parçası veya yazar kasa fişini buruşturup atıyorum önüne, 15 dakika sonra kucağıma gelip yatıyor dili yandan sarkmış nefes nefese kalmış. Bir de yoğurt yemeye alıştı iyice, özellikle de yoğurdu suyuyla karıştırınca yiyor. Yakında yanımda gelip "koy koy, suyundan da koy" diye istekte bulunmasından korkuyorum. İşin kötüsü yoğurdun suyunu bardağa doldurup içebilen bir adamım ben -ki tavsiye ederim mükemmel olur- kedi yüzünden daha az içiyorum bundan gayrı.
  • Alanis Morissette ve Mars Volta'yı çok sevip de bugüne kadar bana tavsiye edip de dinle demeyen insanlara sesleniyorum, adam değilsiniz.(Ahmet Çakar mode is on)
  • Tomb Raider Legend bence güzel olmuş. Gerçi üstüne başka oyunlar çıktı/çıkıyor ama ben yeni indirdim, yeni oyunmuş gibi yorumlamakta bir beis görmüyorum.
  • Poster satan siteler arıyorum, yardımcı olacaklara teşekkür ederim şimdiden. Hatta şöyle diyeyim, poster satan siteden veya yerden ziyade Tool ve Porcupine Tree posteri bulabileceğim yer söylerseniz çok daha kritik bir noktaya değinmiş olursunuz.
  • Tam yazarken Muse - Bliss denk geldi şu an Winamp'ta. Şu şarkıyı dinlememek, hayat yoluna büyük bir kayıp değil de nedir, soruyorum sadece.
  • Sonra ben şeyi de arıyorum, Tatlı Hayat'ın tüm bölümlerini kaydedeceğim bir yol. ShowTV sağolsun sitesinden kaldırdı 1 seneye yakındır izleyemiyoruz. 104 bölümü de edinebileceğim bir yol bilen varsa yolu Marmaris, Datça veya İzmir'e düşünce benden 2 tane buz gibi bira alacağı var, şimdiden söz veriyorum. Yalancının tuttuğu takımlardan Frey ve Arda aynı günde ayrılsın, böyle de yemini kimse etmez bakın.
  • FIFA 98, salon maçı, online oynamak, yandaş aramak. Sanıyorum yeterli bilgiyi verdim.

03.07.2009

Katil Martı #1 : Başlangıç

Football Manager 2009'da Marmarisspor ile başladığım keyifli yolculuğu yazayım mı yazmayayım mı diye sorarken olumlu cevaplar aldım. O zaman adım adım yazmaya başlayayım bu keyifli kariyeri. İlk yazıda 2. Lig'deki ilk sezonu tamamen yazmak istiyorum, sonuçta tekdüze ve genelde aynı rakiplerle maçlar yapılıyor, o yüzden bir çırpıda bunu kapatıp hikayedeki detaylı şeylere 1. Lig ve Süper Lig bölümlerinde devam etmek istedim. Marmaris ile en son CM01/02'de oynamıştım böyle uzun süreli olacak şekilde, onu da başlamadan önce son bir not olarak düşeyim. Ha bir de, Katil Martı Marmarisspor'un ta kendisi oluyor her ne kadar oyunda takıma Zeybekler diye hitap etseler de.
Oyun başlarken 11 takımlı grupta 7. sırayı alacağımızı söylüyordu medya. Başkanın bizden istediği ise kulübü 2. Lig'de tutmamızdı. İlk iş olarak kendimizi bir takımın pilot takımı yapmalıydık. Bu çağrımıza kulak veren 2 tane Süper Lig takımı ve 3 tane Bank Asya takımı vardı. Bu 2 Süper Lig takımından birinin Galatasaray olması bayram sevinci yaşattı adeta. O oyuncular katılınca sezon öncesi öngörülen 7.'likten daha iyisini yapacağımız belgelenmişti. Galatasaray ilk sezonda İlker Cihan, Soner Cihan, Serdar Eylik ve Aytaç Akdağ'ı yolladı bize. Beşiktaş'tan Necip Uysal'ı, Fenerbahçe'den ise Abdülkadir Kayalı'yı isteyip olumlu cevap alınca bu iki ismi de kiralık olarak kadroya katıp ligden çıkma yolunda büyük bir adım atmış olduk. Bunlarla birlikte boşta olan 1988 doğumlu Emre Anuk da kadroya dahil olmuştu.
Hazırlık maçlarında yavaş yavaş oturuyordu kadro. Taktiğimizi belirleyip bu dizilişe sadık kalarak Süper Lig'e yükselme yolunda bir oyun karakteri kazanma hedefim vardı, her maça farklı taktikle çıkıp rakibe göre oynamaktansa kendi oyunumla bir yerlere gelmeyi yeğleyenlerdenim. Böyle olunca işler hafiften yoluna girmeye başlamıştı doğal olarak. Öyle ki Galatasaray'a karşı oynanan son hazırlık maçında 4-1 kaybetmiştik, daha büyük bir fark ve rezil bir oyun beklenirken ilk yarıda 1-1 ile soyunma odasına gidip direnmiştik gücümüz yettiğice. Ağustos sonunda ilk aşama başlıyordu ligde. 11 takımlı grupta ilk 4 maçta 10 puan ile flaş bir başlangıç yapıp medyayı da şaşırtıyorduk. Bu 4 maçta 5 gol atıp hiç gol yemiyorduk. Seriyi bozan ise Denizli Belediye oluyordu bizi 1-0 devirip. Bu maç ve takip eden 4 maçta ise sadece 2 puan alıp Yükselme Grubu yolunda ağır bir yara alıyorduk. Sonraki 2 maçı kazanıp işleri yoluna koymuşken deplasmanda Afyon, içeride ise Adana Demir'e kaybedip 12 maçta 4 yenilgi ile yola devam ediyorduk. Neyse ki ilerleyen haftalarda oyuncuların da taktiğe alışmasıyla birlikte 8 maçta 5 galibiyet 3 beraberlik alıp grubu tamamlıyorduk görüldüğü gibi. Bu süreçte ise grupta ilginç şeyler yaşanıyordu, ilk hafta averajla 2. sırada olup sonrasında ele geçirdiği liderliği bir daha hiç bırakmayan Bucaspor son hafta hem bana hem Fethiye'ye geçilip 3. sırada kalıyordu. Yani Buca ilk ve son hafta dışında hep liderdi grupta.

Yükselme grubu başladığında işler biraz zor olacaktı, hissediyorduk bunu. Ancak Aralık ayı ile birlikte grubun son haftalarında transfere de yoğunluk vermiştik. Malatya'dan tanınan Mithat Yavaş belki işe yarar diye alınmıştı, boştaydı ne de olsa. Bu düşünceyle bir transfer daha yapılmıştı ki 5. sezonumu oynadığım bu günlerde hala anlamam o ismi niye aldığımı : Ali Asım Balkaya. Takımda 2. Lig standartlarının üstündeki 1988 doğumlu Muharrem Ozan Cengiz vardı ve hem Mithat hem Ali Asım transferi yüzünden genç oyuncunun güvenini de sarsmış oldum. Büyük bir transfer yanlışı yapılmıştı. 10 gün sonra satmak istmeme rağmen gitmeyen bu hatalı transferlere tazminatı ödeyip yolları ayırmıştım. Yine boştaki oyunculardan Ömer Kartal hem sol hem de ortada oynadığı için güzel bir alternatif olmuştu kulübede. Boştayken kaptığım bir isim de Utku Yılmaz olmuştu, yarım sezonda 20 maça çıkıp orta sahada iyi işler yapacaktı.
Yükselme Grubu öncesi bir sürpriz de Galatasaray'dan gelmişti. Sinan Osmanoğlu sezonun kalan yarısını Marmaris'te geçirecekti. Bunun dışında 45.000 Euro'luk transfer bütçesinin 14.000'lik kısmıyla Gençlerbirliği'nden kiralanmış olarak kadromuzda bulunan Fırat Sağesen'in bonservisini alıyorduk. Kalan parayla da kaleye Antalyaspor'da tutunamayan Polat Keser'i alıyorduk. Durduk yere iyi bir kaleci sahibi olmuştuk. Bu transferler eşliğinde maçlar da başlamıştı. Şanlıurfa Belediye ve Mersin İdman Yurdu mağlubiyetleri ile 2 hafta sonunda grubun dibine demirlemiştik. İlk 7 hafta sadece 6 puan ve tek galibiyet ile geçilmişti. Seneye yeniden 2. Lig'de kalacağımızın sinyallerini alıyorduk yavaş yavaş. Ancak kalan 11 haftada öyle bir performans gösteriyorduk ki bu grubun sonuncusu oluruz derken 11 maçta tek mağlubiyet alıp son anda 0-0 ve 1-0'lık skorlarla lehimize dönen ikili averaj sayesinde Fethiye'yi geçip play-off mücadelesine katılıyorduk. Rüya gibi bir durumdaydık ve buraya kadar gelmişken yükselememek olmazdı.
Play-off turundaki ilk rakibimiz Arsinspor oluyordu. Çorum'da(ne alakaysa) oynanan bu maçta Galatasaray'a teşekkür ederek turu geçiyorduk. 4-1 biten maçta 2 golü Sinan Osmanoğlu atıyordu, diğer gollerin 1 tanesi de Serdar Eylik'ten geliyordu. Bir de genç yıldızımız, kendi oyuncumuz Ozan gol atıyordu bu turda. Yarı final maçında rakip ilk grupta mucize eseri 3. olan Bucaspor'du. Buca'yla grupta içeride 3-3 deplasmanda 0-0 berabere kalmıştık, galibiyet konusunda emindik bu sefer ve 2-0 ile kazanan taraf olmayı başarıp finale çıkıyorduk bu turu rahat geçerek. Gollerimizde Serdar Eylik ve Ozan Cengiz'in imzaları vardı.

Finaldeki rakip ise sürpriz bir şekilde finale gelmiş olan Ofspor'du. 2-1'lik skorla birlikte Marmaris'i bayram yerine çevirmiştik. İki genç ve yıldız adayı savunmacımız İlker Cihan ve Emre Anuk'un golleri Bank Asya 1. Lig'e çıkan son takım olarak Marmarisspor adını tabelaya yazdırıyordu. Yönetim küme düşme korkusu yaşatmamamın yeterli olacağını söylerken hayal bile edilemeyen yerde, Bank Asya 1. Lig'deydik artık. Ancak Galatasaray desteğiyle bunu başarmış olan kadro için önümüzdeki sezon hiç kolay geçmeyecek gibi duruyordu. Kulübede 12. adam konumundaki Soner Cihan geri dönüyordu, yanında kendisi gibi kiralık gelen 5 ilk 11 oyuncusunu alarak : Abdülkadir Kayalı, Serdar Eylik, İlker Cihan, Necip Uysal, Sinan Osmanoğlu. Yine de sezon boyu oynadığı 39 maçı 22 gol 7 asist ile tamamlayan Ozan Cengiz'in yükselen grafiği giden bu isimlerin ardından umut aşılıyordu bize.

Bir sonraki bölümün içeriği : 2009/2010 sezonu yaz transfer döneminde Bank Asya'nın en hareketli takımı olan Marmarisspor'un Süper Lig tecrübeli sürpriz transferleri ve Galatasaray'ın büyük ayıbıyla başlayan sezonun ilk yarısı.

Teknik Sorunlar Nasıl Giderilir ? / Tavsiye

Sarı: Birşeyler yanlış gidiyordur
Yeşil: Fişe takarak
Mavi: Yeniden başlatarak
Kırmızı: Birisi bulunur getirilir, hemen hemen senin yaptıklarının aynısını yapar, ve hiç sorun yaşamadan çalıştırır

graphjam.com, bayinizden ısrarla isteyiniz. Yakın zamanda herhangi bir sitede böylesine keyifli vakit geçirdiğimi hatırlamıyorum.

David Villa Nereye ?

Valencia'nın yeni formaları raflardaki yerini alırken vitrinde görüldüğü üzere David Villa formaları var. David Villa valizi toplamış, fermuarını kapatıp alıp gitmek için gün sayarken bu forma stratejisi pek olmamış sanki.

Ayrıca alttaki postta yazmayı unuttum, burası da onun devamı, hemen ekleyeyim. Şu unibet.com reklamı bir formada olabilecek en kötü reklamlar arasında rahatlıkla ilk 5'e girer benim gözümde.

2009/2010 Sezonu Formaları : Arsenal 3. Forma / Valencia

Alınıp da t-shirt olarak giyilmeli bu, mükemmel olmuş.
Bu ikinci fotoğraftaki gayet iyi düşünülmüş, ancak raflarda diğer yarasa desensiz forma var. Bu ya antrenman forması ya da UEFA Avrupa Ligi'nde giyecekleri forma, o konuda net bir bilgim yok.

Türkiye'de Spor Bilinci

Ekşi'deki başlığı görünce dayanamadım patlayıverdim gece vakti. Futbol iyi, futbol güzel de, dünyadaki tek spor o değil, üstüne düşülmesi gereken tek spor o değil.

Direkt olarak kopyalıyorum orada yazdığımı :

derya büyükuncu gibi alanında ülkesinin tek temsilcisi olan isimlere bok atmayı marifet bilen bilinçtir. hemen konuyu açalım.. derya büyükuncu 5. olimpiyatına katıldı ama pek ilerleyemeden elendi diye demediklerini bırakmadılar, gidip gidip sonuncu oluyor dönüyor, yok efendim böyle olacaksa hiç yarışmasın, bu adam böyle olursa yüzme nasıl gelişsin ülkede... bahanenin ukalalığın bini bir para anlayacağınız..

sen ülkede haftalarca bir ofsaytı veya çıkan sarı kartı kırmızı kartı tartış dur, yüzme denen şeyi aklına getirme, sonra de ki o kötü bu kötü şu imaj zedeledi.. imajın yok ki zedelensin, hangi imajdan bahsediyorsun ?

ülkenin üç tarafı denizle çevrili, kuzey kesiminde ortada küçük kapalı bir iç denize benzeyen marmara var.. gölleri saymıyorum hadi, zaten tuz ve van göllerini kurutmadığımıza şükredelim, bırak tesisi ve sporu..

gelelim yüzme meselesine.. buradan yola çıkmak istiyorum zira kendi ilgi alanımdaki sporlardan birine değinmem daha mantıklı olacak.. benim hayatım futboldur, öyle böyle değil, gün içerisinde 24 saatin 24'ü de bunun peşinde geçse itiraz etmem belki de.. ancak futbol kadar değer verip yine 24 saatimin tamamını birlikte geçirip itiraz etmeyeceğim sporlar da var.. tenis ve yüzme başta geliyor özellikle.. atletizm, basketbol, curling(evet), snooker diye uzar bu.. yüzme konusunda bakıyorum akdeniz ülkelerine, sürekli bir başarı olmasa bile isimleri hep var.. denizle iç içe olan ülkeler her şampiyonada madalyaları domine etmeseler de finallerde hep isimleri geçiyor.. bizim ise derya'dan başka kimsemiz yok.. derya'yı ne zaman izlesem bir olimpiyatta veya şampiyonada, hep gurur duyarım, bir gün daha fazla sporcuyla yüzeceğimizi hayal ederim..

ben marmarisli'yim, ömrüm burada geçti ve geçiyor, üniversite yüzünden 4 senedir izmir'e gelip gidiyorum işte.. kendimi bildim bileli denizin suyun içindeyim.. ben çocukken yüzme konusunda ciddi ve profesyonel bir eğitim alıp kendimi geliştirme şansım yoktu, oturur izlerdim gördüğüm yüzücüleri hayranlıkla.. şansım yoktu dedim zira marmaris gibi çocukların anne-baba bile demeden denizle tanıştığı bir yerde yüzme için yeterli altyapı ve olanak yoktu.. son 8-10 senede iş profesyonelliğe doğru yürümeye başladı ancak seviyemiz sadece genç yaşlardaki yetenekleri alıp turnuvalara götürmekte kaldı.. hem marmaris hem de ülke olarak.. marmaris'te bir çocuk çıkar türkiye şampiyonası'nda altını alır rekoru kırar gelirdi herkes övünürdü marmarisli çocuk bunu yapmış etmiş diye.. sonra o çocuk büyürdü, 5 olimpiyat yüzü görmesine rağmen yerden yere vurulan derya büyükuncu gibi olimpiyata katılıp sonuncu bile olamazdı.. türkiye genelinde de alt yaş gruplarından yüzmeye çocuklar/gençler yollanır rekorlar madalyalar alınır gelinir ama aynı isimler büyüdüklerinde derya'ya uzaktan bakarlar.. sen yeteneği görüp başarıyı kazanıp, geliştirmeye uğraşmayıp 11-15 yaşındaki seviyeden bir adım ileri götüremezsen o çocukları, derya tek başına 5 olimpiyat da görür, 6. olmipiyata katılıp dünya tarihine geçmek için de çabalar.. sporu yönetenler de -ki sporu yönetme hadisesi ayrı bir olay- oturdukları yerden laf ederler, gitti de ne oldu diye..

derya 15 yıl önce phelps'in yarısı kadar eğitim alsa, altını geçtim en azından bir bronz madalya alamaz mıydık 5 olimpiyat boyunca ? hep uzaktan baktık hep imrendik.. yüzmeyi ilk defa baştan sona izlediğim turnuva istanpool 99 olmuştu.. o dönemlerde hoogenband'a hayran kalmıştım.. sonra taa avustralyalar'dan çıkıp thorpe diye bir adam geldi tahtını salladı ama yıkamadı.. hoogenband sahneden inerken de yanında merdivenleri yeni yeni çıkan phelps vardı, o phelps çocukluğundan beri disiplinli ve sistemli çalışarak dünya tarihine geçti..

ben ise hala bekliyorum, marmaris'imde, bodrum'da, antalya'da, denizin merkezi olan 3 büyük tatil yerinde yüzme konusunda avrupa çapında sistemler ve eğitmenlerle türkiye'nin şampiyonalarda o final senin bu final benim yüzeceği günleri..

ancak biliyorum ki benim gibi futbolu hayatında en ön sıralara koyanlar yine benim ve diğer sporseverlerin yaptığı gibi futbolla aynı seviyede tutamıyorlar yüzmeyi, tenisi ve diğerlerini..

bir phelps, bir usain bolt, bir muhammed ali, bir schmuacher, bir rossi, bir agassi çıkaralım demiyorum bu topraklardan.. o kadar devasa başarılara gerek yok, sadece senede 5-6 kez farklı sporlarda en azından bronz kazanabilelim..

phelps yüzdü mü "adamlar nasıl başarıyor azizim değil mi?" dedikten sonra tv'lere çıkıp da "derya büyükuncu'nun başarısızlığını gören türk insanı nasıl yüzücü olur?" demesin artık pek muhterem spor insanları, yöneticileri... sen derya'ya "hadi evladım" diye destek olmadıktan sonra 5 değil 15 olimpiyata katılsa ne olur ? ipek şenoğlu çiftlerde ön eleme turunu geçti diye ortalığı ayağa kaldırıp sevinene kadar "bu yetersiz, bu haber bile yapılmamalı, daha iyilerini yapmalıyız" deseniz koltuğunuzdan mı düşersiniz ?

ama pardon unutmuşum, baros'un gole giderkenki pozisyonu ofsayt mı değil mi onu tartışıyorduk değil mi ? ona 10-15 gün ayıralım yüzmeye sıra gelir, hem belki derya 6. kez olimpiyata katılır, ipek şenoğlu ilk 50'ye girer siz o ofsayt ve penaltı pozisyonlarını çözene kadar.. oynatalım uğurcum biz, diğer sporlara sıra gelmese de olur..

02.07.2009

Akıl Sağlığı #2 / Çıkış Tarihleri

Eylül 2009'un akıl sağlığıma etki edecek derecede coşkulu geçme ihtimalini belirtmiştim daha önce. Öncelikle şunu diyeyim aklımı kaybetmemin ana sebebi Mafia'nın çıkacak olmasıydı ama 2010 başında çıkacağını açıkladılar, bu erteleme kendi adıma iyi oldu. Çünkü öyle albüm haberleri var ki Mafia ile birlikte harmanlansalar ben bu diyardan göçer giderdim "bu kadar coşku bana yeter" diyerek.

Hayran olduğum bir çok topluluk ve kişi albümleri birer birer patlatmaya başladılar. Moby'nin Wait For Me albümü çıktı geldi Haziran sonunda. Eylül ayında ise resmen gökten albüm yağacak, bir çok efsane birbiriyle yarışacak. Beni ilgilendirenlerin çıkış tarihleri aşağıda :

Pearl Jam - Backspacer : 22 Eylül
Muse - The Resistance : 14 Eylül
Porcupine Tree - The Incident : 21 Eylül
Chevelle - Sci-Fi Crimes : 8 Eylül

Vargas & Melo

Fiorentina'da gündemi meşgul eden iki isimden yeni haberler var. Melo için korktuğum başıma geldi ve Real Madrid ile adı anılmaya başlandı. 25 Milyon € ne hikmetse Melo ismi yazıldığı anda otomatik olarak beliriyor haberlerde. Bir kaynak da farklı ücret yazsın be. Juve için imkansıza yakın duruyor Melo transferi, takımda kalıyor diye seviniyorduk bu yüzden ama Real Madrid ismini duyunca korkuyor insan. Bu oyuncuyu böyle bir form grafiği ve yükseliş yakalamışken kaybedersek büyük aptallık olacak. Diğer haber ise Fenerbahçe ile adı anılan Vargas'tan geldi. Fenerbahçe'ye transferinin gerçekleşmeme ihtimali artmaya başladı, Prandelli'nin bırakmak istememesi ve kendisinin de 1 yılını doldurduğu Floransa'da daha iyi işler yapmak istemesi sevindirici haberler. Vargas'ın kalma ihtimali arttıkça imza aşamasına kadar getirilen Drenthe transferi askıya alındı şimdilik. En azından alınırsa bile daha ucuza getirmeye çalışacaktır Fiorentina'nın Haldun Üstünel'i konumundaki Pantaleo Corvino.

Melo ve Vargas'ı aynı sezonda kaybedersek geçen 2 seneyi mumla ararız. Özellikle geçen sezon son haftaya 2. olma şansıyla giren takım önümüzdeki sezon 4. sırayı rüyada görür. Bunların dışında Marcus Berg için istenen fiyatın yüksek olması transfer ihtimalini düşürdü, Hollandalılar kiralama konusunda da sıcak bakmıyorlar. Yeni gençler alıp pazarlamak için Berg'den para kazanmaları lazım sonuçta. Berg ve Julio Cruz ön planda şimdilik, forvet transferi 1-2 hafta içinde netleşmeli, diğer aya bırakırsak Avrupa maçlarında oynamama tehlikesi olur potansiyel forvet adaylarının.

Kader Keita

Karim Benzema'yı almak : 35 Milyon €
Kaka'yı almak : 65 Milyon €
Cristiano Ronaldo'yu almak : 94 Milyon €
Uykudan kalkınca "Kader Keita Galatasaray'da" yazısını görmek : Paha biçilemez

Özhan Canaydın'ın şu kulüpteki tek olumlu işidir Haldun Üstünel'i yönetime kazandırmak.

Vassell & Ankaragücü & FM/CM Serileri

Football Manager ve eski adıyla Championship Manager oyunlarında Türkiye'de oynarken yıldız transferleri ve Avrupa'da ses getirecek transferleri sadece biz yapıyoruz sanıyorduk. Bizim takımımıza her türlü yıldız gelirdi, biz oyunu biliyorduk ve alıyorduk çünkü. Ancak küçük ve orta seviye takımlar iyi bir ismi aldığı zaman olay olurdu, olaydaki gerçekçiliği sorgulardı herkes. Oyunda mantık hataları olduğu, böyle transferleri küçük ve orta düzey Türk takımlarının yapamayacağı konuşulurdu. Oynarken hep akıllarda soru işaretlerine sebep olurdu o transferler. Bunların sonucunda yapımcı firma Sports Interactive ağır eleştirilere maruz kalırdı. CM serilerinde Diego Simeone 35 yaşında Samsun'a gelmişti bende mesela. 37'lik Shevchenko'nun İstanbulspor forması ile beni perişan etmesi vardı. En son FM 2009'da Gençlerbirliği Ali Karimi'yi aldı benim oyunda, bunu gören arkadaşlarımın çoğu oyunun gerçekçiliğini sorgulayıp yerden yere vurdular yapımcıları.

Ben de diyorum ki buyrun Vassell, buyrun Ankaragücü. Sports Interactive mi başarısız yoksa siz mi abartıyorsunuz ?

Sadri Şener

"Dünyada iki tane şehir takımı vardır. Biri Trabzon biri Napoli."
NTV Spor'daki Röportajından

Sanırım bir şeyler anlatmak isteyip yanlış anlatmış. Eğer kendinden emin konuştuysa ülkemizdekiler dahil bir çok takıma yazık etmiş, ayıp etmiş. Tam yakalayamadım röportajı ama şampiyonluktan bahsettiyse yine olmamış. Valencia var, hadi onu geçtim Deportivo var yakın örnekler arasında. Almanya'da da ara ara çıkıyor bu şampiyonlar. Ben anlamadım açıkçası ne anlatmak istediğini.

01.07.2009

Açılış : Kleve 2-2 Galatasaray

Geçen sezon nerede bıraktıysak oradayız, zayıf ve basit takımları yenememe huyu devam ediyor. Yine de bu zamanda Galatasaray maçı izlemek keyifliydi. Maçta oynanan oyunu analiz etmeye gerek yok, gelecek konusunda ışık tutmaz çünkü bize. Rijkaard basit bir sistem üzerinden oyuncu denedi sadece. Benim istediğim yeni gelen ve takımda belirli bir geçmişi olan gençler hakkında kısa kısa gördüklerimi not düşmek, diğer türlü karıştırıp da uzun uzun teknik taktik detaylık tarafı yok dediğim gibi. Biz bunları bırakıp dönelim gençlere, ilk izlenim çok önemliydi hem teknik kadro için hem de bizler için, kısaca değinelim kamptaki yeni yüzlere.

  • Emirhan Ergün : Yediği serbest vuruş golü hatalıydı, diğeri zaten penaltı golüydü. Kendisi hakkında 45 dakikada vardığımız şey bir Casillas veya Valdes gibi altyapıdan gelip kaleyi domine edecek bir isim olmadığı yönünde. Yedek kaleci olarak idare edebilir ancak ilk tercih olma yönünde pek ümit vermedi bana.
  • Serkan Kurtuluş : Bence kendisi Rijkaard yönetiminde eskisinden daha fazla forma şansı bulacaktır. Görünen köy kılavuz istemiyor her zamanki gibi.
  • Emre Çolak : Arda gibi sıradışı ikinci bir isme sahip olacaksak bunun en büyük adayı kendisiydi, izlediğimiz PAF maçları bunu gösteriyordu. Bugün ne vasattı ne de iyiydi, önümüzdeki sezonu en azından 20-25 maç yapabileceği bir Bank Asya takımında geçirebilirse üst düzeyde futbol için daha hazır olacaktır. Ancak elimizdeki isim Rijkaard, gereken 20 maç civarı tecrübeyi Galatasaray forması ile de yaşatabilir ki işimize gelir bu da.
  • Aydın Yılmaz : Geçen sezonun özellikle de ikinci yarısında nefret ettim kendisinden. Bugün umut verdi tekrardan. Kötü maçın 1 asist 1 golle istatistiksel anlamda ayakta kalan ismi oldu. Ancak bu sezon kendisinin son fırsatı olabilir, geçen sezonki gibi kötü oynama lüksü kalmadı.
  • Yaser Yıldız : Bu adam resmen "ben oldum" havalarında takılıyor, yanlış bir şey bu. Birisinin çıkıp önünde daha çok yol olduğunu, şu haliyle Süper Lig'in orta seviye takımlarında bile 11'e zor gireceğini anlatması lazım. Tamam Aydın'a çok güzel bir asist yapmış olabilir ama bu takımda iyi bir yer edineceği anlamına gelmiyor. Diğer maçlardaki Yaser'in bugünkü Yaser'i akıllardan silmesi lazım.
  • Erhan Şentürk : İyi bir kiralık sezonu geçirip takıma dönenlerden biriydi Erhan. Ben hep kiraya verilmesinden ziyade kulübede durup son yarım saatte veya 20 dakikalık dilimlerde oyuna girmesinin daha iyi olacağını düşünürdüm. Bu sezon yeni bir kira serüveni yaşamayıp takımda kalması yüksek ihtimal. Forvette iyi ama sağ açıkta da yabana atılack türden değil, özellikle de Rijkaard'ın 4-3-3'üne uygun bir isim. Hem forvet hem sağda iyi sonuç veriyor, Rijkaard bu adamdan yararlanmalı. Attığı gol ve güzel son vuruşuyla akıllarda yer etti zaten ilk maçın ilk dakikalarından itibaren.
  • Fırat Kocaoğlu : Bir dönem Mehmet Bölükbaşı ve Kerem İnan ikilisi yedek kulübesinde kariyer yapmışlardı. Adaşım Fırat da o yolda ilerliyor, tek dileğim ekürisinin Emirhan veya Ersel olmaması.
  • Murat Akça : Bu adamı stoper ihtiyacı olan Süper Lig takımlarından birine bile kiralasak çok rahat oynar oralarda. Takımda kalırsa forma şansı bulması çok zor, buralarda kalabilecek kapasitede bir isim ancak önündeki sıra çok fazla. Akılcı bir tercihle oynama garantili bir kiralık sezona ihtiyacı var Murat'ın da.
  • Emrah Yollu : Kendisini daha önce de dikkatle izlememiştim, bugün de gözümüze batmadı pek. Maçta ara sıra adı geçse de şimdilik pek geleceği yok gibi. Bir kaç maçta daha oynarsa daha dikkatli izleyip görmek gerek.
  • Alpaslan Erdem : Birileri bu çocuğu uyarmazsa nurtopu gibi bir Sabri Sarıoğlu'muz daha oluyor. Bunu bilir bunu söylerim. Bir ortan da, bir şutun da isabetli olsun be...
  • Caner Öztel : Adını biraz duyurdu maçta ancak önümüzdeki sezon için gereken ışığı veremedi. Emrah gibi Caner'in de bir kaç hazırlık maçında göze girip varlığını hissettirmesi lazım. Bu sene biraz zor da, bir sonraki seneye güçlenip daha sağlam basan bir isim haline gelirse sağ açık sorunumuz önümüzdeki 15 yıl boyunca çözüme kavuşur.
  • Serdar Eylik : Gençler arasında tartışmasız olarak maçın yıldızıydı. Hızı ve tekniği A takımda süre almaya yetecek seviyede, ben kendisinden fazlasıyla umutluyum, çok iyi işler başaracak bu takımda. Messi ve Dos Santos'u 17'sinde Barça'ya kazandıran bu teknik ekibin Serdar için de aynı düşüncelere sahip olması gerek özellikle de bu maçtan sonra.
  • Özgürcan Özcan : Bu sezon kalıcı olması gerekiyor bu takımda. Nonda gidecek büyük ihtimalle, kendisinin yerini hem fiziki hem teknik açıdan fazlasıyla dolduracaktır. Nonda'nın biraz daha ayaklarına hakimi veya estetik olanı diyelim. Fiziği sayesinde sonradan oyuna girdiği maçlarda zaten ezberlemiş olduğumuz adını çok daha sık duyurabilir bizlere.
  • Cem Sultan : İlk kez A takımla izlediğimiz Cem gayet iyi izlenimler sundu. Özellikle de tekniğinin yüksek olduğunu biliyorduk, bu maçta da bu yönünü biraz gösterdi. Fiziksel olarak da gayet oturtmuş yapısını. Geriye yeterli patlamayı yapabileceği bir maç kalıyor, hazırlık maçlarında bunu yaparsa kiralanma sıkıntısına gerek kalmayacaktır. Bana kalsa Baros'un yanına yabancı almayla uğraşmam, Cem v Özgürcan yeter de artar, bir de Yaser. Fiziksel olarak iyi olanı var(Özgürcan), teknik açıdan üst düzey olanı var(Cem), hızlı olanı var(Yaser). Her türlü yedek forvete sahibiz, dahası, üçü de hava toplarına hakim olabilecek isimler. Baros ve kendisini destekleyen bu 3 isim, bence ısrar edilmeli birinden biri kendini kanıtlayacaktır bu rekabet ortamında.

Abdurrahim Albayrak vs. Emre

Öncelikle görüntünün amacını bilmiyorum, kaynak olarak çıkan site* açılmıyor. Bir önceki post için fotoğraf ararken google'da resim arama kısmında Haldun Üstünel yazıp ara dedim karşıma çıkan sonuçlardan biri buydu, anlam veremedim, hala da veremiyorum. Net olarak belli olmasa da pasta yediriyor sanırım. Ancak Abdurrahim Albayrak o surat ifadesi sayesinde dünyanın en ilginç bir kaç görüntüsü arasına girdi benim için.

Haldun Üstünel

Demir(Overcast)'le konuşurken Hido'dan Will Smith'e geldi laf, oradan da nasıl becerdiysek Haldun Üstünel'e geldi laf. Football Manager ile bağlantılı şahane bir örnek verdi kendisi, bu adamın son 2 sezonda Türk insanında bıraktığı izlenimi çok net bir şekilde özetledi :

demir λ·:
*fm de
*staff bolumunde basilamayan yoneticiler varya
*orda halduna basiliyor
*finishing 20 cikiyor
*determination 19 cikiyor
*at kuyrugu 19
*soguk soguk etrafa bakma 18

"Basılamayan yöneticiler" derken kastedilen şeyin isimlerinin üstüne tıklayınca profil veya bilgi ekranı gelmeyen isimler olduğunu belirtelim, oyunu oynamayanlar için de anlaşılır olsun durum.

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO